…YAHUT, BEN YAPARSAM MUBAH, O YAPARSA GÜNAH

“Fesli Deli Kadir, Fesli Türk Düşmanı, Fesli Müptezel”

Yahut

Ben yaparsam mubah, o yaparsa günah

Anlamak ve uzlaşmak yerine linç etmeyi toplum olarak çok seviyoruz.

Genlerimizde var vurunca devirmek, ne yaparsın.

Konuşmak, anlamaya çalışmak, iyi tarafından bakmak, empati yapmak en son tercih edebileceğimiz seçenekler.

Kamplaşmayı seviyoruz. Çünkü adrenalin temel toplumsal gıdamız.

Diyanet İşleri Başkanı Kadir Mısıroğlu’na geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuş.

Aman yarabbi, kıyametler koparılıyor, nasıl gidersin, nasıl ziyaret edersin diye.

Başkan’ın üzerinde makam elbisesi varmış. Sivil kıyafetle gitse, yaya gidemeyeceğine göre, altında da makam aracı olsaydı o zaman bu normal mi olacaktı acaba.

Bu “esef verici” durumdan yani “Fesli Türk Düşmanı”nı ziyaretinden dolayı parti liderleri, bazı vekiller ve yazarlar Başkan’dan derhal “gereğini yapmasını” yani istifasını istemişler.

Üslup çok düşük. Hatta dibe vurmuş durumda.

Başkan’dan erdemli davranmasını isteyenler erdemliler, Kadir Mısıroğlu’nu bir çırpıda linç ettiler. Nasıl mı?

“Fesli Deli Kadir”, “Fesli Türk Düşmanı”, “Fesli Müptezel”.

Bu hitapların sahipleri topluma lider olma iddiasındaki en üst düzey kişiler. Akşam sabah göz önündeki insanlar. Erdemli olunmasını isterlerken ifadeleri ile erdemlerini sergiliyorlar. Topluma örnek olmaları gerekirken kötü örnek oluyorlar.

Eski tarihli bir habere göre Başak Demirtaş, eşi Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etmiş. Son derece yerinde ve gayet makul.

Ancak bir Cumhurbaşkanı adayı, Atatürk’ün kurduğu ülkeyi bölmek ve Cumhuriyet’i yıkmak ve onca insanın kanını dökenler ile işbirliğinde bulunmaktan suçlanıp içeri atılan birini ziyaret ederse…

Bir parti lideri mafya babasını hastanede, (yanılmıyorsam) hem de iki defa ziyaret ederse…

……

Bunlar, ziyaret sahiplerinin şu Başkan’ın ziyaretine yaklaşımlarına göre, gayri makul şeyler.

……

Diyanet İşleri Başkanı bu ziyaretleri yapan bu siyasi şahsiyetleri örnek almış olmasın!

Bazı vatandaşlar da Başkan’ın ziyareti vesilesi ile iki uçtan birinde yer almayı tercih ediyor.

Birileri, Atatürk ilah değildir, derken diğer birileri ise o benim ilahım, tapıyorum, diyor.  

……

Durum o ki toplumsal ruh halimiz dengesini yitirmiş ve aklî melekemiz şirazesinden çıkmış gözüküyor.

Mevcut mantığa göre bu Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı “Fesli Deli Kadir”i, “Fesli Türk Düşmanı”nı ve “Fesli Müptezel”i esasen sadece ziyaret etmemek yetmez. Onu hastaneye alanlar, hastanede tedavi edenler; markete girmesine, lokantada yemek yemesine… müsaade edenler de suçlu.

Bu “hadsizi” tedavi edip, ona bir anlamda hayat verip erdemsizlikler etmesine vesile oluyorlar çünkü.

Anlamadığım şey şu:

“Fesli Deli Kadir” madem deli niye tımarhanede değil ki?

“Fesli Türk Düşmanı” neden bugüne kadar yargılanıp cezaevine konulmamış ki?

“Fesli Müptezel”in neden müptezelliğine müsaade edilir ki?

Memlekette delilikten anlayan doktor, suç işleyenleri yargılayıp cezalandıracak hukukçu, hâkim ve savcı yok mu ki?

Doktorlar, hâkimler ve savcılar yerlerine birilerini vekil mi tayin etmişler ki birileri topluma erdemli olma dersi veriyor bütün erdemsizlikler içerisinde.

……

Mustafa Kemal Atatürk ile hiçbir problemim olmadı. Olmaz da. Hakkında hem kitabım hem makalelerim var.

……

“Ben yaparsam mubah, o yaparsa günah” felsefesinde olanlar oldukça bu memleket bu tür problemlerden zor kurtulur.

Ben, “Fesli Deli Kadir”, “Fesli Türk Düşmanı” ve “Fesli Müptezel” deyip kendisini doktor, hâkim ve savcı makamına koyanların yerinde olsam, Kadir Mısıroğlu için bu tür kelimeleri kullanarak topluma kötü örnek olmaktansa, 10 Kasım Günü onu hastanede ziyarete gider, kendisine içtenlikle geçmiş olsun der ve de satın alıp güzel bir şekilde paket ettirmiş olduğum Atatürk’ü anlatan o güzel kitabı imzalayarak kendisine hediye ederdim.

Bu, birçok açıdan daha makul, daha anlamlı ve toplumsal uzlaşma için çok daha doğru olurdu sanırım.

 

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir