ABDÜLHAMİD VE OTOMOBİL – 1

Yıldız Sarayı’na Gelen Otomobilin Hikâyesi

Otomobil geçen yüzyılın başlarına kadar yalnızca zenginlere ait pahalı bir meta ve seçkin bir zevkti. Bu hususiyetini kaybedip yaygın olarak kullanılır hale gelebilmesi için daha bir hayli zamanın geçmesi gerekmekteydi.

Geçen asrın otomobilleri teknoloji olarak bugünün otomobilleri ile tabii ki kıyaslanamayacak derecede bir gelişmişlik düzeyine sahipti. Şasileri basit ve silindirleri iptidai idi. Hız noktasında da hiçbir iddiaları yoktu. 1905’in başlarına Boston – Newport arası otomobil ile 247 dakikada gidilebilmişti. Geri dönüşte ise bir başka rota takip edilerek 120 km’lik bir mesafe ancak 3 saatten biraz daha az bir sürede kat edilmişti.

Geçen asırda otomobil üretiminde Amerika Birleşik Devletleri etkindi ve kaliteli ürünleri ile oto pazarının ileriki zamanlarda lideri olacak gibi gözükmekteydi. Ayrıca daha geniş, rahat ve incelikli otomobiller üretmek Amerikan firmalarının ileriye yönelik istekleriydi. Özellikle üretmiş oldukları hafif ağırlıklı, hızlı, dayanıklı ve özellikli turne araçları büyük bir beğeni ve şöhret kazanmıştı. Ancak otomobil Amerika’da gördüğü rağbetten çok fazlasını başka ülkelerde görmeye başlamıştı. Bu ülkelerin başında ise Fransa gelmekteydi.

Uzunca bir icat süresi olan otomobil belki de tam olarak tamamlanıp tanımlanamamış olmasından dolayı olmalı ki geçen asrın başlarına kadar kendisine karşı hep korku ve ürküntü ile yaklaşılmıştı.

Otomobillerin sıra dışı görünümlerine ilaveten basit ama iptidai motorları nedeniyle çıkan ses hayvanlar kadar insanları da endişeye sevk etmişti.

Söz konusu korku hem icat edildiği Batı dünyasında hem de Doğu coğrafyalarında geçerliydi. Otomobil denen garip şeyle karşı karşıya gelmekten korkanlar olduğu gibi içine binip biraz dinlenip nefeslenmekten çekinenler de vardı.

Hristiyan din adamları ilk çıkan otomobilleri insandan çok şeytana benzetmişler ve mevcudiyetine karşı çıkmışlardı. Bir kısım hükümdarlar ve krallar da otomobile hiçbir surette ilgi ve muhabbet beslememişlerdi. Otomobili başlangıçta “şeytan arabası” olarak gören krallar ve hükümdarlar arasında, belirtildiğine göre, Sultan Abdülhamid de yer almaktaydı.

Yaymış olduğu gürültü ve tükettiği yakıttan kaynaklanan kokusu ve hiç beklenmedik yerlerden aniden insanların ve hayvanların karşısına çıkıvermesi ve zaman zaman kaza ve zarara yol açması nedeniyledir ki halkın ve hayvanların emniyet ve sükûnetini bozan otomobilin yasaklanması gündeme gelmişti.

Avrupa’da ilk yasaklama 1889 yılında kaçınılmaz bir surette gündem konusu olmuştu. İtalya’da Nice şehri belediye başkanı halkın talep ve şikâyeti üzerine yasak talebini gayet makul bulmuştu. Nihayet 1893’te şehir merkezinde otomobil ile turlamak yasak edilmişti.

Otomobil kullanımına yasak ve sınırlama getirenler sadece yerel yöneticiler değildi. Dönemin en bilindik ve kudretli kralları, hükümdarları ve sultanları da yer almaktaydı. Örneğin Fas Sultanı Mulay Abdülaziz Fas’ta otomobil kullanımını yasaklayan idarecilerden biri olmuştu. Yine Sultan II. Abdülhamid de çıkardığı bir irade ile Osmanlı şehirlerinde ve kasabalarında otomobil kullanılmasını yasaklayan bir başka hükümdardı.

Sultan Abdülhamid’in getirmiş olduğu otomobil kullanım yasağı otomobil üreticilerini rahatsız etse de başta eşek sahipleri, katırcılar, at sahipleri olmak üzere bu hayvanlar vasıtasıyla ulaşım ihtiyaçlarını karşılayan halk getirilen yasaktan son derece memnun olmuş ve keyif duymuşlardı.

Sultan Abdülhamid’in getirmiş olduğu yasağın dayanağı, öyle anlaşılmaktadır ki, sadece toplumun emniyet ve sükûnu sağlama arayışından kaynaklanmamış fakat aynı zamanda sosyo-ekonomik koşullardan da ileri gelmişti.

Otomobilin yeni ve acayip bir şey olması 1900’lerin başında kadar krallar ve hükümdarlar tarafında kendisine temkinle yaklaşılması ve karşılanmasına neden olmuştu. Hatta bazı kral ve hükümdarlar otomobilden uzak durmayı özellikle tercih etmişlerdi.

Avusturya İmparatoru Francis Joseph otomobilden hiç hazzetmemiş ve bir defacık dahi olsa cesaretini toplayıp, acep bu nasıl bir şeydir deyip otomobile binmemişti. Otomobilden ilk zamanlar uzak duran ve ona kuşku ile bakan hükümdarlardan biri de yine Sultan II. Abdülhamid olmuştu.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir