ABDÜLHAMİD VE KANAL FİLİSTİN

Filistin, gerek dün gerekse bugün dikkatleri hep üzerinde topladı.

Kadim kültür ve medeniyetlerin en esaslı merkezleri arasında yer aldı.

Üç semavi dinin, dün ve bugün, en mukaddes mekânlarına ev sahipliği yaptı.

Hazreti Musa, Hazreti İsa ve Hazreti Muhammed onun mübarek kılınan topraklarında ve sokaklarında dolaşarak uhrevi havasını soludu.

Genelde Filistin, özelde ise Kudüs, Yahudilerce hep öz yurt olarak anıldı ve tanındı.

Hristiyanlarca Hazreti İsa’nın çarmıha gerildikten sonra defnedildiği kutsal bir yer olarak bilindi.

Müslümanlar nezdinde ise ilk Kıble ve Hazreti Muhammed’in Mirac yolculuğundaki ilk basamak olarak müstesna bir önem kazandı.

Bütün bunların ötesinde Kudüs’e sahip olmak, stratejik olarak, Ortadoğu’ya sahip olmak demek olarak değerlendirildi. Bu… nedenledir ki Filistin, dini, tarihi, coğrafi ve sair önemi yanında siyasi bakımdan da son derece ehemmiyet kesbetti.

Başta Kudüs olmak üzere tüm Filistin coğrafyasına Sultan II. Abdülhamid’in özel bir önem atfettiği ve hususi bir siyaset izleyerek yabancı ve zararlı addettiği tüm unsurlardan onu azade kılmak istediği bilinmektedir.

Abdülhamid’in bu yöndeki yaklaşımına karşın Filistin’i kutsal ve öz vatan toprakları olarak değerlendiren ve orada İsrail Oğullarına yeni bir Yurt inşa etmek isteyen Yahudilerin tarihi mücadeleleri de malumdur.

Siyonizm’in bu sebepledir ki Filistin’e olan ilgisi her dönem devam etti. Filistin, bugün olduğu gibi dün de bir dizi plan ve projenin konusu oldu.

Bu anlamda 1897 ‘de Sultan Abdülhamid’e Filistin topraklarında inşa edilmek üzere bir kanal projesi arz edildi.

Ancak Batı basınında çıkan haberlere göre, Sultan Abdülhamid kendisine önerilen bu projeyi kesinlikle reddetti.

1897 yılında Basel’de bir Siyonist Kongrenin toplandığını biliyoruz. Bu kongrenin temel amaçlarından birisinin Yahudilere bir yurt bulmak ve kurmak olduğunu da biliyoruz. Yine bu tarihlerde özellikle Rus Yahudilerinin Filistin topraklarına yerleştirilmeye çalışıldığını ve toprak alımları yapıldığını da biliyoruz…

O tarihlerde faaliyet gösteren ve Filistin’i yurt yapmakta kararlı olan Siyonist teşkilatın çabaları ile Filistin topraklarında, Kanal İstanbul’dan mülhem, Kanal Filistin diye isimlendirebileceğimiz, bir kanal yapılması için bir proje geliştirmesi söz konusu olmuştur.

Süveyş Kanalı misali Filistin topraklarında açılacak söz konusu kanalın uzunluğunun 250 mil (402,336 km) olması öngörülmüştü.

Projenin fikir babası ise Sutherland Düküydü.

Proje geliştirilip olgunlaştırıldıktan sonra Sultan II. Abdülhamid’in müsaadelerine arz edilmiştir.

Fakat Filistin’e özel bir önem veren ve Yahudi iskânına müsaade etmeyen Abdülhamid böyle bir projenin yapımına, haberde yer alan bilgilere göre, hiç sıcak bakmamıştır. Ret kararının gerekçesini tahmin etmek zor olmasa gerekir.

Sultan Abdülhamid Kanal Filistin Projesini 1897’de reddetmişse de Siyonist teşkilat projeden bütünüyle vazgeçmemiştir. Günü ve zamanı gelinceye kadar beklemek üzere, şimdilik kaydıyla, bir kenara koymuştur.

Aradan yaklaşık 25 sene geçer, 1922 yılına gelinir.

Çeyrek asır önce kaldırılmış olan Kanal Filistin Projesi tozlu raflardan indirilerek yeniden masaya konur.

Süveyş Kanalı’ndan geçen trafiğin artık çok yoğun bir hal aldığı ifade edilerek alternatif bir kanal rotasının gerekli olduğu ısrarla dile getirilir.

25 yıl öncesine nazaran projenin yapımı için bu tarihlerde daha ciddi bir istek ve daha fazla destekçi de bulunmuştur.

Kanal Filistin Projesinin ikinci defa gündeme getirildiği bu dönemde kanalın yapımını savunan Siyonist liderler, Kıta Avrupası ile Uzak Doğu arasındaki ticari ilişkilerin ulaşmış olduğu boyut dolayısıyla böyle bir kanalın gerekli olduğunu beyan etmiş ve kanalın Filistin’e ticari açıdan ciddi faydalar sağlayacağını ileri sürmüşlerdi.

Kanal Filistin’in bu tarihlerdeki en ateşli taraftarı ise Hollandalı F. A. Maier olmuştur.

Maier’in planına göre Kanal Filistin iki kısımdan oluşacaktı.

İlk hat Hayfa’dan başlayarak Akdeniz üzerinden hareketle Taberiye Gölü ve Celile Denizini geçerek Afule’ye uzanacaktı. Yine Taberiye Gölü’nden hareketle Ölü Deniz’e doğru ilerleyecekti. Bunun için Ürdün Gölü tarafında bir bağlantı oluşturulacak ve kanal Akdeniz’in sıcak suyu ile doldurulacaktı.

Kanal Filistin Ölü Deniz’i geçtikten sonra, Arabah’ta deniz seviyesinde tekrar başlayacak ve Kızıl Deniz’e erişim sağlamak üzere Akabe Körfezi’nin baş kısmında bulunan Akabe’ye kadar gidecekti.

Böyle bir kanalın inşa edilmesi, bir kısım verimli arazinin yanı sıra Ürdün tarafında birkaç kasaba ve köyün de yok olmasına ve kanal zemininde kalmasına sebebiyet verecekti. Ancak iddia edildiğine göre bu tür kayıplara mukabil Kanal Filistin’den elde edilecek yarar çok daha fazla olacaktı.

Kanal Filistin’in gerçekleşmesi halinde sağlayacağı ilk yarar, hâlihazırda aşırı ısı ve kuruluktan mustarip olan tüm Filistin’de nem oranı yükselecek ve böylece hem iklim hem de bitki örtüsü daha elverişli bir hal alacaktı. Ayrıca, Ürdün vadisi ve Havran’ın güneyindeki çayırlarla doğuya uzanan çöl, artan su nedeniyle, iskân ve gelişim açısından elverişli bir durum kazanacaktı.

Bu iklimsel faydalarına ilaveten Kanal Filistin’in sağlayacağı ticari imkânlar da dikkate değer bir durum arz edecekti. Hayfa, böyle bir kanal neticesinde hiç şüphesiz ki, bütün ulusların gemilerinin uğrayacağı bir yer olarak ikinci bir Port Said olma şansını yakalayacaktı. Ayrıca Filistin’deki sanayi işletmelerinin kurulması için Avrupa ve Amerika’dan gelmesi gereken ancak nakliyattaki zorluklar nedeniyle aktarımı gerçekleştirilemeyen hammadde kanal vesilesiyle hem daha kolay hem de daha yoğun olarak taşınabilecekti.

Bütün bunlar, iddia ve ifade edildiğine göre, neticede Filistin halkının sanayi imkânlarından gereğince yararlanmasını sağlayacak ciddi ve tarihi bir fırsat olacaktı.

Proje ile ilgili verilen bilgiler maalesef ki sınırlı olarak kamuya yansımıştır. Dolayısıyla bazı sorulara net olarak cevap vermek imkânı yoktur.

Sultan Abdülhamid’in böyle bir kanal projesini Filistin’e yarardan çok zarar vereceği için reddettiği söylenebilirse de projenin ikinci defa kimin tarafından ve niye reddedildiğini söylemek ve izah etmek şimdilik mümkün gözükmemektedir.

1948 yılında İsrail devleti kurulduğuna göre belki de projenin tatbiki konusunda daha fazla ısrara gerek kalmamıştır.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir