ŞEHZADE NEDEN SALÇA SATMASIN Kİ!

Şehzade Neden Salça Satmasın Ki!

Belki, Abdülhamid neslinin hakkı ne zaman teslim edilecek? diye başlık atmak daha doğru olabilirdi.

Her neyse.

Şu Twitter hakikaten başka bir âlem.

Bir anlamda bizim siyasi tarihimizde pek örneği olmayan ve kısmen de olsa Hyde Park’a benzeyen bir yer.

Twitter’da her gün yeni bir dünya kuruluyor ve yine aynı gün o dünya kurulduğu gibi de yerle bir ediliyor. Altında kalanlara Allah yardım etsin!

Sultan II. Abdülhamid’in torunu, yanlış anlaşılarak, salça satıyor diye işte o âlemde gündem oldu. Haber doğru olmamakla birlikte, şehzade o âlemin bir anda fenomeni oldu; tabii ki kötü anlamda. Vay nasıl olur da bir şehzade, hem de Sultan II. Abdülhamid’in torunu bir şehzade salça satar! Veya benzeri şeyler yapar…

 

Satsa ne olur yani, helalinden para kazandıktan sonra ar mıdır yapılan…

Tabi şehzadeye; şehzadem, efendim, azizim, siz maişetinizi nasıl sağlarsınız diye soran falan da yok!  

Oysaki bu toplum ve bu devlet, kabul etsek de etmesek de, Osmanlı hanedanına manen olduğu kadar maddeten de borçludur. Toplumu bir tarafa bırakalım, devlet tarih önünde onlara karşı mesuldür.

Neden mi? Şöyle:

Sultan Abdülhamid tahttan indirilip Selanik’te gözaltında tutulduğu günlerde İttihatçı liderler kendisini ziyaret etmişlerdi. Şehzadeliğinden beri ticaret ve borsadan helalinden kazandığı malı mülkü ve elinde avcunda bulunan nakdi serveti devlete bağışlamasını istemişlerdi kendisinden.

Sultan, İttihatçıların bu yöndeki taleplerini, belki istememiş, fakat kabul edince de bazı şartlar ileri sürmeyi ihmal etmemişti.

Abdülhamid’in Selanik’te murakabe altında tutulduğu tarihlerde güvenliğinden sorumlu tutulan Erkân-ı Harp binbaşısı Ali Fethi (Okyar), 17 Mayıs 1909’da kaleme alıp makama arz ettiği yazısında şöyle ifade etmişti:

Hakan-ı sabık Abdülhamid Han-ı Sani Hazretleri’nin Avrupa bankalarında ve Osmanlı bankasında bulunan meblağlarının Selanik bankalarından birine ve namına olarak gönderilmesi hakkında banka direktörlerine hitaben yazılan mühürlü mektupları teslim aldım. Müşarünileyh hazretleri işbu mektupları teslim buyurdukları esnada;

Öncelikle hâlihazırda ikamet etmekte olduğu Alatini köşkünün ya hükümet tarafından veyahut kendisi adına olarak istimlak olunması,

İkinci olarak çocukları ve ailesinin refah ve saadetle maişetlerinin temin olunması,

Üçüncü olarak, maiyet ve bendegânına şahsi hürriyetlerinin bahş olunması,

Dördüncü olarak, kendisi için her halde refah ve huzur ile yaşamaya müsait maddi tahsisatın tayin olunması,

Beşinci olarak, kendi hayatının her türlü taarruzdan masun ve mahfuz tutulması ve şahsi hukukunun istihsali esbabının temini hususlarının emniyet ve kefalet altına alınmasını şart ve talep etmişlerdir. Binâenaleyh zikredilen taleplerin nazar-ı ehemmiyet ve itibara alınarak gereğinin ifasına say ve gayret olunacağını taahhüt ve temin zımnında işbu ilmühaber hakan-ı müşarünileyh hazretlerine arz ve takdim kılındı.

Sulan Abdülhamid zikredilen taleplerini sadece Selanik’te bulunan sorumlulara ifade etmemiş, fakat aynı zamanda 5 Temmuz 1909 tarihini taşıyan ve Devlet ve Millet ve Mebusan ve Askere Hitaben Arzuhâlimdir başlığı altında kaleme alarak devletine, milletine, milletin seçtiği temsilcilerden oluşan Meclis’e ve askerin namusundan da rica etmişti.

Osmanlı Arşivinde yer alan ve iki sayfadan oluşan ilgili belgenin konumuzla alakalı kısmının sadeleştirilmiş hali şöyledir:

 

Verilen tafsilattan yegâne maksat şunlardır.

Evvela kendimin, ailemin ve çocuklarımın hayatı her türlü taarruz ve tecavüzden emin kılınıp korunacağı hakkında evvelce yapılan vaatler ve taahhütler Ayan, Mebusan, devlet ve asker tarafından teminat ve karar altına alınsın. Bu karar da açık bir ifade ile resmi surette yazılı olarak tarafıma tebliğ edilsin.

İkinci olarak, ikamet etmekte olduğum Alatini köşkü namıma satın alınarak hayatım boyunca oturmak üzere tahsis olunsun.

Üçüncü olarak, hizmetimde bulunanların şahsî hürriyetlerinin verilmesi için gereği yerine getirilsin.

İşte, temennilerim bu üç şeyden ibarettir. Çünkü hayata güven duyulmaması insan için her an bir ölümdür. Hayat ise mukaddestir. Hayattan emin olmamak gibi felâket olamaz. Bundan dolayı zikredilen üç şart yerine getirildiği takdirde her ne şekilde arzu edilir ve kimin huzurunda icap ederse, banka hesaplarımda bulunan paranın teslimine dair evrakı imzaya hazırım… Bundan dolayı bu arzuhâlimin Meclis’te okunması ile bu büyük millet ve Meşrutiyet devletinin aşikâr olan haşmet ve lütfuna nispetle ehemmiyetsiz olan bu dileklerimin kabulünü rica ederim.

Abdülhamid

Sultan Abdülhamid’in taleplerinin hepsi, başta Mahmut Şevket Paşa olmak üzere, ittihatçılar tarafından kabul edilmiştir. Dolayısıyla da;

  • Alatini köşkü satın alınmış ve Ordu köşkü şeklinde adı dahi değiştirilmiş,
  • Maiyetinde bulunanlardan ayrılmak isteyenler İstanbul’a dönebilmiş,
  • Kendisi ile birlikte Selanik’te olan hanımlarından bazıları ve her iki kızı İstanbul’a gitmiş ve kızları İstanbul’da evlenmiş,
  • Kendisi ve yanda bulunan hanımlarının geçimi için ise Abdülhamid’e her ay muayyen miktarda ödeme yapılmıştır.

Sultan Abdülhamid de şartlarının yerine getirilmesi sonrasında başta Osmanlı Bankası olmak üzere Avrupa’da Deutche Bank, Reiches Bank, Kredi Lione Bank ve Bank of England nezdinde bulunan paralarını 2. ve 3. Ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için hükümete teslim etmiştir.

Amerikan belgelerine göre Abdülhamid’in bağışladığı para miktarı 6 milyon altından oluşmaktadır.

Tanin gazetesinin öngörüsüne göre ise bu miktar 1.080.000 lira kadardır.[1]

Osmanlı belgelerindeki kendisine ait olan ve hükümete teslim edilmiş bulunan nakit ve tahvil cinsinden serveti dökümü ise şu surettedir:

Hemen ifade edelim ki Sultan Abdülhamid’in Devlet ve Millet ve Mebusan ve Askere Hitaben Arzuhâlimdir hitabı ile kaleme almış olup İttihatçı idareye göndermiş olduğu söz konusu mektubunun kaleme alınış gerekçesi, parasız pulsuz kaldım, sefalet içinde aç ve muhtacım, kabilinden bir talep kesinlikle değildir. Bilakis kendi servetini orduya bağışlaması öncesindeki bir kısım şartları o günkü Meclis’e dayatmasından ibarettir.

Bir kez daha belirtelim ki söz konusu şartlar başta Mahmut Şevket Paşa olmak üzere hem İttihatçı liderler hem de Meclis tarafından, arzu etmeseler de, kabul edilmiştir.

Konuya dair bir hayli belge mevcuttur. Şayet bu belgelerin ve İttihatçı hükümet ve meclisin kabul ettiği şartlar hukuken hala geçerliliğini korumakta ise, ki zannımca korumaktadır, bugünkü meclisin de aynı kararı alarak Sultan II. Abdülhamid ahfadının emniyetini olduğu kadar maişetlerini de sağlaması gerekir. İttihatçı bir idare, iktidardan indirdiği bir padişaha bu hakkı çok görmemişse ve bu durumu hukuken geçerli olacak bir protokole bağlamış ve gereğini de icradan kaçınmamışsa söz konusu protokolün gereği bugün de icra edilebilir. Takdir pek tabii ki yüce meclis ve hükümetin olmakla birlikte, kanaatimce mecliste alınması gereken kararlardan birisi de, İttihatçı idare tarafından daha evvelce almış olan, ancak uygulamada daimilik arz etmemiş bulunan söz konusu kararın tekrar geçerli hale getirmesi uygun olacaktır. Zira böyle bir kararın bugün tekrar alınması, devlet, millet, asker ve hanedan açısından olduğu kadar Türk tarih açısından da hatırı sayılır bir ehemmiyete haiz olacaktır.

[1] Tanin, Abdülhamid’den Paralar Nasıl Alındı, 17 Mayıs 1325, s. 3. 

Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

MUSTAFA KEMAL; “VAHDEDDİN GİTMEK ZORUNDA KALACAK” DEMİŞTİ

Paz Haz 6 , 2021
Mustafa Kemal; “Vahdeddin Gitmek Zorunda Kalacak” Demişti 1922 yılı Kasım ayı başlarında İstanbul’da bulunan işgalci müttefik güçler temsilcisi bazı isimler, Müttefik Yüksek Komiserleri ve Generallerinin yapacağı toplantıya arz etmeden evvel, siyasi bir konuyu kendi aralarında masaya yatırmışlardı. Konu oldukça önemli olup Sultan Vahdeddin’in güvenliğinin sağlanmasını ilgilendirmekteydi. Ama bu nasıl olacaktı? […]