MERHUMU NASIL BİLİRDİNİZ? Talat Paşanın Cenaze Töreni

 

Merhumu Nasıl Bilirdiniz?

Talat Paşanın Cenaze Töreni

 

Cemal Paşa, 21 Temmuz 1922’de Tiflis’te öldürüldü.

Cenazesi Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir tarafından Erzurum’a getirilerek Karskapı Şehitliği’ne defnedildi.

Enver Paşa, Cemal Paşa’dan 15 gün sonra, 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’da öldü.

Na’şı, 1996’da, ölümünden tam 74 yıl sonra ancak İstanbul’a getirilebildi ve Şişli’deki Abide-i Hürriyet Tepesi’nde defnedildi.

Talat Paşa ise 15 Mart 1921’de Berlin’de öldürüldü.

Talat Paşanın da suikast neticesi cansız kalan bedeni, tam 21 yıl sonra, 25 Şubat 1943’te İstanbul’a getirildi ve o da Abide-i Hürriyet Tepesi’nde defnedildi.

Talat Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en önemli üç isminden biriydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubiyetle sona ermesi üzerine Enver ve Cemal Paşa ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyetini feshetti, gidip Almanya’ya yerleşti.

Kısa bir yürüyüşün ardından evine ulaşmak üzere olduğu bir anda, arkasından yaklaşan bir Ermeni’nin intikam dolu kurşunlarına hedef oldu…

İşte tam o anda ve tam da o mekânda hayatı son buldu.

Alman makamları katili sadece iki gün sorguladı…

Sonra da cinnet geçirdiği gerekçesiyle katil serbest bırakıldı…

Dönemin ABD belgeleri Talat Paşanın cenazesinin İstanbul’a getirilişine, halkın ilgi ve alakasına ilaveten cenaze merasiminin siyasi açıdan ehemmiyetini ele alarak, bir anlamda; “merhumu nasıl bilirdiniz”, sorusu şu suretle cevaplandırılmıştı:

15 Mart 1921’de bir Ermeni tarafından Berlin’de suikasta kurban gitmiş olan Jön Türk hareketinin eski lideri ve Sadrazam Talat Paşa’nın cenazesinin kısa bir süre önce Türkiye’ye getirilmesi, kendisine karşı gösterilen ilgi ve alakanın ötesinde, ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir.

Talat Paşanın cenazesinin Türkiye’ye gönderilmesi, sözde, Alman hükümeti tarafından önerildiği ve Türk kamuoyunda Alman hükümetine karşı belli bir minnettarlık duygusu uyandırmaya hizmet ettiği için bazı yönleri itibarıyla siyasi değere sahiptir.

Talat Paşa’nın İttihat ve Terakki Partisi’nin liderlerinden biri olduğu, dünya savaşı sırasında Sadrazam ve İçişleri Bakanı görevlerinde bulunduğu, savaşın yürütülmesinde ve o dönemdeki uluslararası ilişkilerinde Enver Paşa ile birlikte çok önemli roller oynadığı malumdur.

Paşa’nın cenazesi 25 Şubat’ta Almanya’dan özel bir araçla İstanbul’a getirildi ve aynı gün Şişli semtinde, yerleşim bölgesi dışında bulunan ve Jön Türk hareketi ile alakalı olan Hürriyet-i Ebediye Tepesi’nde defnedildi.

Cenazesinin nakledilmesi töreni gerçekten etkileyiciydi ve katılan kalabalığın büyüklüğü öngörülerin bütünüyle ötesinde bir şeydi.

Alaydaki katılımcılar genellikle hareket halindelerdi. Cenazeye katılım sayısı o kadar fazlaydı ki, İstanbul’un Şişli-Nişantaşı semtinde trafik yaklaşık iki saat boyunca tamamen kesintiye uğradı.

Bu törenle ilgili Türk gazeteleri editörlerinin yorumlarına bakılacak olursa, İstanbul halkının Talat Paşanın anısına gösterdiği derin saygı ve sempatinin nedeni olan başlıca etkenler arasında şunlar yer almaktaydı:

  • Bu genç Türk liderin trajik bir kader yaşaması,
  • Bütünüyle bencil denemeyecek bir devlet adamı olması,
  • Büyük bir vatansever olma şöhretine ulaşmış bulunması,
  • Genel olarak düzeyli suretteki kişisel dürüstlüğü,
  • Jön Türk hareketine karşı tarafsız bakış açısı nedeniyle Türk milliyetçiliğinin gelişimine olan katkısı.

ABD belgelerine göre, bütün Türk çevreleri Talat Paşanın cenazesinin Türkiye’ye getirtilmiş olmasından ötürü mevcut Türk hükümetine içtenlikle minnettar görünüyordu. Hatta böyle bir planın hayata geçirilmesinde dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu’nun önemli bir rol oynadığı söyleniyordu.

Böyle bir hadise vesilesi ile Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlı-Alman askeri birlikteliğinin pek çok hatırası da tekrar hatırlanmak durumunda kalmıştı.

Hatta ABD belgelerine göre, esasen Almanlar bu cenaze vesilesi ile geçmişi hatırlatmak suretiyle Türklerin tekrar gözüne girmek ve muhabbetlerinden yararlanma konusunda başarısız da olmamışlardı.

Alman Büyükelçi von Papen, Alman Donanma Ataşesi Koramiral von der Marwitz’in temsilinde cenazeye özel bir heyet göndermenin yanı sıra, Talat Paşa’nın, yeni kocasıyla birlikte cenazeye katılmış olan, dul eşine bir taziye telgrafı da göndermişi. Söz konusu telgrafta, Talat Paşanın şahsında, Türkiye ile Almanya’yı birbirine bağlayan ortak bağlara vurgu da bulunulmuştu.

Taziye telgrafının içeriği, yarı resmi Anadolu Ajansı tarafından da yayınlanmış olduğu gibi bütün Türk gazetelerinde de yer almıştı.

ABD temsilcilerinin tespitine göre, Talat Paşanın cenazesinin İstanbul’a getirilmesine imkân tanıdığı için Türk kamuoyunun genel tepkisi Alman hükümetine minnettarlık gibi görünse de, bazı çevrelerde, özellikle Hüseyin Cahit Yalçın’ın başyazılarında örneklendiği üzere, biraz farklı karakterlerde sergilenen tepkiler de olmuştu.

Yeni Sabah’ta, Talat Paşa’nın Ermeni suikastçısının Alman mahkemeleri tarafından cezasız bırakıldığı ve daha başka sabık Türk liderlerinin de suikasta kurban gittiği, ancak katillerine Almanlarca hiçbir ceza verilmediği hatırlatılmıştı.

Diğer taraftan Talat Paşanın cenazesinin İstanbul’a getirilmiş olmasına; özellikle Talat Paşa’nın, iddia o ki, verdiği emir neticesi, Dünya Savaşı sırasında kendi soylarından kimselerin büyük tehcir ve katliama uğradıkları suçlamasında bulunan, Ermeni azınlık tarafından farklı bir tepki gösterilmişti. Ayrıca bu olay, yakın zamanlarda muhatap olunan Varlık Vergisi uygulaması örneğinde olduğu gibi, son zamanlarda azınlıklara karşı oldukça güçlü olumsuz bir duygunun yeniden canlanmakta olduğu şeklinde izaha çalışılmıştı.

Bu nedenledir ki, Ermeni, Yahudi ve Rum unsurların bu olayı genellikle Talat Paşanın şahsiyetiyle özdeşleştirilen “kendilerine düşman bir politikanın daha ileri bir onayı” olarak yorumlamaları oldukça doğaldı.

Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

ABDÜLHAMİD’İN İNSAN KAZANMA SANATI

Pts Haz 7 , 2021
  Abdülhamid’in İnsan Kazanma Sanatı Sultan Abdülhamid saltanatı boyunca imparatorluğun hasta çocuklarını centilmence bir mücadele ile hep kazanmaya çalışmış, bağışlamış, affetmiş ve hiç bir şey olmamış gibi her defasında her şeye centilmence yeniden başlamıştır. Ceza verirken bile, en acı dillilerini ve en muhalif olanlarını dahi aşırılıklardan uzak, tatlı sert bir […]