MACRON MU? O ASLA NAPOLYON OLAMAZ!

Emmanuel Macron Napolyon’a siyaseten hiç benzemez.

Peki, ya Joséphine’e…

Joséphine’in nesi olur, ona benzer mi acaba?

Emmanuel Macron ve Fransa’sı bugünlerde bir hayli dillerde. Ama her ikisi de rahmetle değil nefretle zikredilmekte.

Acaba Macron yeni bir Napolyon mu olmak istemekte! Acaba ona mı özenmekte!

Ama Macron bence Napolyon’dan ziyade sanki biraz Napolyon’un karısı Joséphine’i akla getirmekte, karakter olarak ona daha çok benzemekte.

Haris, muhteris, hain ve rezil…

Joséphine, bir Fransız çiftçisinin kızı olsa da onun hayattan beklentileri bir çiftçi kızının ümit edeceklerinden çok fazla, çok ötelerde ve çok yükseklerde olmuştu.

Joséphine, çok iyi ve çok müreffeh bir hayatın özlemleri içerisindeydi.

Sevme, sevilme, dans etme ve doyasıya eğlenme onun tabiatındaki vazgeçilmez prensiplerdi.

Joséphine henüz 17’sindeyken Vikont Alexandre Beauharnais’le evlenmişti. Bu ilk eşinden iki çocuğu olmuş… Ancak Fransız ihtilalcilerinin kanlı kılıcı onu elinden çekip alıvermişti. Fakat o, hal böyle de olsa, hayatı dolu dolu yaşama arzusunu hiçbir zaman kaybetmemişti. Dolaysıyla da sonraki zamanlarda Paris’in kibar ve sosyetik çevrelerince çokça aranan biri olmaktan azade olamamıştı.

Nihayet bir gün Fransa’da verilen bir baloda yolu Napolyon ile kesişti.

Joséphine Napolyon’a, Napolyon da Joséphine’e daha ilk görüşmelerinde hayran kalmışlar, birbirlerine kalben bağlanmışlardı.

Şüphesiz ki Joséphine güzel olduğu kadar da oldukça akıllı ve bir o kadar da cilveli bir kadındı…

Napolyon kalbini kaptırdığı cilveli Joséphine’in ne dul ve iki çocuklu olmasına ne de kendisinden büyük bulunmasına hiç aldırış etmemişti. Zira Joséphine güzelliği ile Napolyon’u adeta büyülenmişti.

Napolyon’un ailesi ise Joséphine’den hiç hazzetmemiş, onu sevmemiş ve istememişti. Kendisinden daha yaşlı, hem dul, hem de çocuklu ve ayrıca sıradan bir kadının sıfatındaki Joséphine ile Napolyon’un evlenmesine asla rıza göstermemişti.

Ancak Napolyon artık mağlup bir komutandı. Joséphine’e yenilmişti. Ona sırılsıklam âşıktı… Ne ailesini, ne çevresini ne de en yakın dostlarının uyarı ve tavsiyelerini dinleyecek bir haldeydi. Joséphine ile evlenmeye karar vermiş ve evlenmişti. Evlenmekle de kalmamış, 1804’te İmparatorluk tacını giyerken o tacı aşığı olduğu Joséphine’e de giydirmiş, onu da imparatoriçe ilan etmişti.

Napolyon ile Joséphine arasında önceleri güzel bir ilişki ve tam bir aşk yaşanmıştı. Fakat araları sonraki zamanlarda giderek açılmış ve birbirlerinden uzaklaşmaya başlamışlardı.

İmparator Napolyon yeni fetihler için sık sık Fransa’dan çok uzaklara gitmekteydi. Fakat bilmiyordu ki aşığı olduğu kadın Fransa’da ne haltlar etmekteydi. Joséphine uzak diyarlardan günü birlik yazdığı aşk mektupları ya cevapsız kalmakta yahut son derece soğuk ifadeler taşıyan satırlarla karşılık bulmaktaydı. Oysaki “çok kişiye göre, cinsel organının çok küçük boyutlarda olduğu söylenen Napolyon, hayatı boyunca her şeyi, kendisini Joséphine’e ispat etmek için yapmıştı…”

Napolyon’un bir muradı vardı. Joséphine’den kendisine varis olacak bir erkek evlat doğurmasını arzuluyordu… Bu durum onun “olmazsa olmaz” denebilecek koşullardan biriydi..  Ancak Joséphine’in Napolyon’u bermurad edecek maalesef öyle bir kabiliyeti yoktu. Aradan yıllar geçmişse de Napolyon muradına erememiş ve hep hüsran içinde kalmıştı.

Joséphine’in keyfine ise diyecek yoktu.

O, Napolyon’un Paris’te yokluğu sırasında hususi partiler veriyor, balo ve eğlenceler düzenliyor ve tam anlamı ile doyasıya eğleniyordu. Napolyon’un kulağına ise, onun hiç de hoşuna gitmeyen, çirkin söylentiler, çeşit çeşit rivayetler geliyordu.

Rivayet o ki; Joséphine yine Napolyon’un uzaklarda olduğu bir tarihte, yakışıklı bir süvari teğmeni olan Hippolyte Charles ile yeni bir aşk hayatı yaşamaya başlamıştı. Bu yöndeki haberler kendisine ulaşanınca Napolyon tam anlamı ile kendisini kaybetmiş ve çileden çıkmıştı.

Duyduklarını gururuna yediremeyen Napolyon Mısır’a yaptığı sefer sırasında, Napolyon’un Kleopatrası olarak bilinen alt rütbeden bir subayın karısı olan Pauline ile gönül ilişkilerine girmişti. Daha başka birkaç kadın ile de cinsel ilişkisi olmuştu.

Güç benim metresimdir diyen Napolyon ilk görüşte sevdiği ve kimseyi dinlemeyerek evlendiği biricik aşkı Joséphine’den artık ayrılmak istiyordu.

Paris’e dönünce de biricik aşkı Joséphine’den boşanmış, sonra da kendisine yeni bir sevgili edinmişti. Onunla evlenmiş ve ondan bir de bir oğlu olmuş, kendisi de bermurad olmuştu.

İmparatoriçe Joséphine ise Paris yakınlarındaki malikânesinde dünyeviliklerle dolu bir hayat yaşamaya tabii ki devam etmişti…

Denir ki; Napolyon’un sürgün edildiği St. Helena adasında ölüm döşeğindeki son sözleri:

Fransa, Ordu, Ordu Başkanı ve Joséphine” olmuştu.

Macron’un ölüm döşeğindeki son sözleri ne olur bilinmez, ama kim bilir belki de;

İslam, Erdoğan, Hilafet, Türkiye, aaah ahhh, bunlar hakikaten perişan ettiler beni

olur.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir