GEL DE ŞİMDİ MADURO’YU SEVME!

Nicolás Maduro’ya selam olsun!

Venezuela bir anlamda kahramanlar diyarıdır. Mesela “En çok canımı sıkan fakirliktir. O
da beni asi hale getirmektedir” sözünün sahibi Hugo Chávez ve nihayet, ne yalan
söyleyeyim, benim de kendisini yürekten takdir ettiğim ve haklı mücadelesinde içtenlikle
kendisine başarılar dilediğim, günümüzün kahramanı Nicolás Maduro.

İnsan Maduro’ya ait aşağıdaki ifadeleri okur da ona nasıl sempati duymaz ki:
“Biz kimsenin kölesi, dilencisi, hizmetçisi değiliz. Biz, özgür kadın ve erkekleriz.
İçimizde taşıdığımız bu haysiyet bizim en büyük şevkimiz ve memnuniyetimizdir.”
Maduro, BBC’ye de verdiği demeçte yine diyor ki: “Kimseye dilencilik yapmamıza gerek
yok.”

Belki Maduro “Maduro” olarak bir zaman gelecek unutulacaktır. Ama onun bu duruşu, bu
söylemi ve bu ilkesi her daim payidar kalacaktır. Bunda hiç şüphe yok.

Zaten onun bu yöndeki ifadelerine kim itiraz edebilir ki! Sadece emperyalistler, ABD yahut
ortakları…

ABD, Maduro yönetimini insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklarla itham ediyor. Venezuela’ya askeri müdahaleyi meşru kılmak için her yolu deniyor.

Hatta Maduro’nun ifadesiyle ABD bu hedefi doğrultusunda “insani kriz yaratmayı (dahi)
amaçlıyor.”

Maduro’ya göre Trump “Beyazları üstün görüyor ve onları kayırıyor.” Trump, ABD’nin
çıkarları gereği ve yalnızca ABD çıkarları olduğuna inanması neticesi beyazları tutmakla
yetinmiyor. Trump siyahlardan “nefret edip onları küçümsüyor” da.

Yine Nicolas Maduro geçenlerde başkent Caracas’ta BBC muhabirine verdiği röportajda: “Bu,
Birleşik Devletler İmparatorluğu’nun, Beyaz Saray’ı yöneten aşırı sağcı grubun, Ku
Klux Klan’ın çıkarına, Venezuela’yı ele geçirmek için verdiği siyasi bir savaş”tır
açıklamasını yaparak Trump ve yönetiminin mahiyetini tahlile çalışıyor.

Hakikaten de Venezuela halkı yıllardır gıda ve ilaç gibi temel tüketim maddelerinin sıkıntısını yaşıyor. Ülkenin maruz kaldığı bu sürekli sıkıntı neticede süper değil, hiper enflasyonların yaşanmasına ve fiyatların sürekli ikiye katlanmasına sebebiyet veriyor. Ancak Maduro dikduruyor. ABD ve taraftarları karşısında yıkılmıyor. O, ABD’nin bir Ku Klux Klan idaresi olduğunu, lafı sağa sola bükmeden, çok aşikâr bir surette ifade ediyor. Ve ABD ve emsali düşünce ve tavırdaki devletlere “… Bu yüzden, tüm gururumuzla, sizin kırıntılarınızı,zehirli yiyeceklerinizi, artıklarınızı istemiyoruz,…” diyerek son derece onurlu ve alkışlanası bir tavır ve duruş sergiliyor.

Maduro “Seçimi tekrarlamanın mantığı, gerekçesi ne ki?” diye sorup “yaklaşık 10 kadar
ülkenin muhalif lider Guaido’ya destek verdiğini ve hiç kimsenin seçmediği bir
hükümeti dayatmaya çalıştığını” söyleyerek ABD’nin özgürlükler, demokrasi ve halkın
iradesi konularındaki ikiyüzlülüğüne işaret ediyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ülkesinin ABD’den 30 yıl önce var
olduğunu cevaben belirtse de Trump’ın Suudi Arabistan idaresi için yakın zamanda sarf etmiş olduğu “Biz olmasak iki hafta bile dayanamaz” şeklindeki rencide edici sözleri hala
hafızalardadır ve Trump’ın şahsında ABD idaresinin insanlara ve yönetimlere bakış
mantalitesini tanımak için bu söz fazlasıyla kâfidir.

Trump’ın yukarıdaki seviyesiz ve rencide edici ifadesine karşılık Ortadoğu idarecilerinin
Filistin davası konusundaki suskunluğu ve fakat bu suskunluğa mukabil Güney Amerik’daki
bir gayrimüslimin yani Maduro’nun, aşağıdaki, siyaseten de olsa, haklı feryadı ise son derece düşündürücüdür:

“Filistin, dayan, yıkılma, diren. Dünya uyanıyor artık ve halkların ortak çığlığı dünyaya
hükmedecek. Daha önceden de söylediğim gibi, tekrar söylüyorum, öncelikle İsrail
halkı, Allah aşkına bu Filistin’e yapılan katliama karşı koyup “dur” demelisiniz. Sessiz
kalmayın. Bütün kalbimizle diliyoruz ki, Filistin halkının katilleri hak ettikleri cezayı
alacak, adalet yerini bulacak. İsrail halkı, durdurun bu katliamı, yeter artık, sessiz
kalmayın. Bu katliamın hiçbir açıklaması, bahanesi olamaz. Bu bir soykırım meselesidir
artık. Ve Müslüman halklar, Arap halkları, Latin Amerika’nın halkları, tüm dünya
halklarına çağrımız; Filistin halkının davası en temiz, en haklı davadır, en insancıl
davadır. Bu desteklememiz gereken yaşam hakkıdır. Kendi topraklarında, huzur içinde
yaşam hakkıdır. En haklı davadır bu. Yüzyıllardır yaşadığı topraklardaki yaşam
hakkıdır.”

Maduro’nun bu seslenişi Alman İmparatoru Wilhelm’in 1898 yılı Ekim ayında ikinci kez
İstanbul-Kudüs seyahatine çıkması sırasında Şam’daki Emevi Camiinde metfun bulunan
Selahaddin Eyyubi’nin kabrini ziyaret etmesi ve Şam’daki yöneticilerin ‘hoş geldiniz’
ifadelerine karşılık tarihe geçen şu nutkunu hatırlattı bana:

“Burada bütün zamanların en kahraman askeri Sultan Selâhaddin’in mezarı
önündeyim. Majesteleri Sultan Abdülhamid’e misafirperverliğinden dolayı teşekkür
borçluyum. Gerek Majeste Sultan, gerekse Halifesi olduğu dünyanın her tarafındaki 300
milyon Müslüman bilsinler ki, Alman imparatoru onların en iyi dostudur.”

Venezuela’nın maddeten zayıf ama manen gür sesi Nicolás Maduro bugün belki zor
durumdadır. ABD desteği ile gerçekleştirilecek bir darbe girişimiyle koltuğundan indirilmek istenmektedir. Ancak iktidarına son verilmek istenen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro değildir. Maduro’nun şahsında alaşağı edilmek istenen haktır, hakikattir, adalettir,şahsiyetliliktir, asalettir, dik duruştur, hakkaniyettir, emperyalizme, zulme ve zalime karşıçıkıştır, direniştir.

Maduro’nun kendi sözlerinden alıntı yaparak biz de diyoruz ki “Maduro, dayan, yıkılma,
diren…. Bütün kalbimizle diliyoruz ki… katiller hak ettikleri cezayı alacak, adalet
yerini bulacak. …”

Evet. Nicolás Maduro bugün belki zor durumdadır. Ama şüphesiz, hiç şüphesiz ki sabah
çok yakındır.

Nicolás Maduro’ya selam olsun!

Selam Nicolás Maduro’ya olsun!

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir