ENVER VE CEMAL PAŞA MİLLİ MÜCADELE’YE NEDEN KATILMADI?

Enver Paşa, 1918 Kasımının ilk günlerinde ülkeyi terk etmeden önce Ahmet İzzet Paşa hükümetini bilgilendirmek üzere kaleme aldığı mektubunda, vatana hizmet edemediği için müteessir olduğunu, Kafkaslardaki Müslümanların istiklali için mücadele edeceğini belirtmişti.

O, vatandan ayrıldıktan sonra hakikaten de söz konusu mektubundaki vadine sadık kalmış, Berlin’de muayyen bir zaman bulunduktan sonra Rusya’ya geçmişti.

Enver Paşanın Birinci Dünya Savaşı yahut firarı sonrası hayatı daha ziyade Kafkaslardaki mücadelesi ve girdiği çarpışmada Ruslar tarafından öldürülmesi ile anılır. Ancak Paşa’nın Milli Mücadele ile ilgisi olmuş mudur, Kafkaslarda değil de Mondoros Mütarekesi sonrasında Anadolu’nun fiilen işgal edilmesi hadisesi karşısında tavrı ne olmuştur gibi konular üzerinde galiba pek de fazla durulmuş değildir.

Türk tarihini, hususiyle de yakın dönemi, ele alıp incelerken, bütünsel bir yaklaşım sağlamak adına, yabancı arşiv vesikalarının göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

Bu anlamada döneme dair ABD belgeleri hakikaten zengin bir bilgi yumağı halindedir. Söz konusu arşiv vesikaları arasında Enver Paşanın Dünya Savaşı sonrası hayatına dair kaleme alınan bir hayli istihbarat raporu bulmak mümkündür.

Bahsi geçen vesikalarda yer alan bilgiye göre Enver Paşa Milli Mücadele’ye ilgisiz ve duyarsız kalmadığı, bilakis onun, Onbeşinci Ordu Karargâhı olan ve Milliyetçi hareketin önemli merkezlerinden birini oluşturan Erzurum’da Milli Mücadele’nin önemli bir adımının atıldığı Erzurum Kongresi’nin toplanmasına yardımcı olduğu belirtilmektedir.

İlgili ABD belgesine göre Enver Paşa Erzurum Kongresi’nin gerçekleşmesini sağlayan yardımcı unsurlardan birisi olmuştur. Paşa, gerçekleştirilmek istenen kongre çalışmaları vesilesi ile Erzurum’da 3 veya 4 gün kalmıştır.

Yine söz konusu ABD belgelerinde, 5 Mart 1921 tarihli Peyam-ı Sabah gazetesinde geçen, ancak doğruluğu konusunda teminat verilemeyen farklı bir habere atıfla, Enver, Cemal Paşalar ile Birinci Dünya Savaşı sırasında Maliye Bakanlığı görevinde bulunmuş olan İsmail Hakkı Paşanın 8 Ocak 1921 tarihinde Milli Mücadele’ye katılmak için girişinde bulunduklarına işaret edilmiştir.

5 Mart 1921 tarihli Peyam-ı Sabah gazetesindeki haber ve bu haberin Enver ve Cemal Paşalar ile alakası şöyledir:

Anadolu’dan varit olan (gelen) haberlere göre Azerbaycan’ın Şamahı kasabası Kânunusani (Ocak ayı) başında mühim bir vakaya sahne olmuştur.

Enver, Cemal, Topal İsmail Hakkı (Paşa)lar Kânunusaninin sekizinci Cumartesi günü öğleden evvel esb-suvar (ata binmiş) olarak bu kasabaya gelmişler ve fakat ahali tarafından soğukça istikbal olunmuşlardır.

Enver, Cemal ve İsmail Hakkı Ankara Hükümeti’nin Azerbaycan mümessili (temsilcisi) vasıtasıyla Mustafa Kemal Paşaya 7 sayfalık bir ariza (dilekçe) göndermişler ve arizada Ankara Hükümeti’nce kendilerinin tayin edilecek hidemâtı (hizmetleri) ifaya hazır olduklarını bildirmişlerdir.

Ankara Hükümeti bu ariza üzerine Büyük Millet Meclisi’ni derhal ictimaa (toplantıya) davet eylemiş ve 45 dakika devam eden müzakerat (müzakereler) neticesinde Paşalar tarafından vaki (yapılan) talebin reddine karar verilmiştir.

Ankara Hükümeti Hariciye (Dışişleri) Komiser Vekili Muhtar Bey Büyük Millet Meclisi’nce verilen ret kararının Ankara’nın Azerbaycan mümessili vasıtasıyla Paşalara tebliğine memur edilmiştir.

Enver Paşa ve arkadaşlarının yardım talebini Ankara Hükümeti peki neden reddetmiş olabilirdi?

Her şeyden evvel Peyam-ı Sabah’ın ve bu gazeteye dayanarak ABD belgelerinde yer verilen söz konusu haberin doğruluğunu teyit etmek gerekir. Ancak öyle anlaşılmaktadır ki bu haber doğruydu. Çünkü Cumhuriyet Arşivi’nde yer alan 12 Mart 1921, yani Enver ve Cemal Paşaların söz konusu müracaatlarından 2 ay, Peyam-ı Sabah’ın haberinden ise bir hafta sonrası tarihli olan ve (2-38-18) numara ile kayıtlı bulunan vesikada;

“Enver ve Halil Paşalar ile emsali zevatın Anadolu’ya gelmeleri iç ve dış siyasetimize aykırı görüldüğünden, yasaklanması”

başlıklı belgeye göre Enver Paşa ve arkadaşları Milli Mücadele’ye katılımlarına izin verilmemişti.

Söz konusu belgenin metni aynen şöyledir:

Enver ve Halil Paşalar ve emsali zevatın Anadolu’nun herhangi bir mahalline gelmesi siyaseten dâhiliye ve hariciyemize münafi (aykırı) görüldüğünden geldikleri takdirde derhal memleketten ihraçları (çıkarılmaları) İcra Vekilleri Heyeti’nin (Bakanlar Kurulu’nun) 12/3173 tarihindeki içtimaında (toplantısında) takarrür etmiştir (kararlaştırılmıştır).

12 Mart 337 (12 Mart 1921)

Hariciye Vekili – İmza

Dâhiliye Vekili – İmza

Adliye Vekâleti Vekili – İmza

Şer’iye Vekili İmza

Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti Vekili – İmza

Sıhhiye Vekili – İmza

İktisat Vekili – İmza

Nafia Vekili – İmza

Maarif Vekili – İmza

Maliye Vekili – İmza

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi – İmza

Oysaki o tarihlerde, yine ABD belgelerine göre, Hazar Denizi’nin doğusunda yaşayan Müslümanlar ile Türkistanlıların yardımına müracaat etmek üzere Mustafa Kemal bir elçi görevlendirmişti. Ancak bu elçi İsmet (İzmet) Bey (?) ABD konsolosluğunda 3 saat süren bir görüşme neticesinde ABD diplomatik temsilcilerine bir hayli bilgiler vermişti.

İsmet Beyin belirttiğine göre kendisi Buhara, Semerkant ve çevresinde bulunduğu sırada esasen daha evvelce âmiri olan Cemal Paşaya Kabil’de katılmak istemişti. Artık o dakikadan sonra şartlar nasıl hareket etmeyi gerektiriyorsa o şekilde hareket edip icap eden tarafa gideceklerdi. Yine İsmet Beyin belirttiğine ettiğine göre Cemal Paşa Afganistan’dan ayrılmak ve Hint coğrafyasından geçerek Bombay’a ulaşmak istiyordu. Hindistan’da bulunan arkadaşlarının yardımı ile Hindistan’da ilerleyebilirler, daha da olmadı, bir şekilde ve kendi başlarına yollarına devam ederlerdi.

Cemal Paşa kendisine bu şekilde yeni bir istikbal tayin etmeye çalışırken, Milli Mücadele’de kendisine yer bulamayan ve Anadolu’ya geçmesine de izin verilmeyen Enver Paşa ise Sadrazam Ahmet İzzet Paşaya mektubunda ifade ettiği üzere Kafkaslarda mücadele etmeye yönelmişti.

Anlaşılan o ki Ankara Hükümeti Enver Paşayı sadece Anadolu’ya sokmamakla kalmamış, Kafkaslarda iken de nerede ve neler yaptığına dair bilgi edinmeyi zaruri görmüştü. Zira Cumhuriyet Arşivi belgeleri arasında (No: 258 -735 -1 / 24.07.1922) bulunan bir başa vesika Enver Paşanın hayatının son anlarından bahsederek şu bilgiye yer vermekteydi:

Heyet-i Vekile-i Riyaset-i Celilesine

(Yüksek Bakanlar Kurulu Başkanlığına)

Semerkant’ın kurbünde (yakınında) Kızılordular ile Enver Paşa kıtaatı (kıtaları) arasında kanlı müsademeler (çarpışmalar) vukua (meydana) geldiği Moskova’dan bildiriliyor.

Bu malumat Heyet-i Vekile (Bakanlar Kurulu’na) ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti (Genelkurmay Başkanlığı) ve Hariciye Vekâlet-i Celilerine (Dışişleri Bakanlığı’na) arz edilmiştir efendim.

Matbuat ve İstihbarat Müdir-i Umumisi (Genel Müdürü)

O tarihlerde Enver Paşayı izleyen sadece Moskova değildi; birileri daha vardı: ABD.

ABD belgelerine göre de Enver Paşanın Kafkaslara ulaşmış ve bütün yüreği ile savaşmaya koyulmuştu.

Ancak Enver Paşanın Kızılordu ile çarpışması fazla uzun ömürlü olmamıştı.

Ankara’ya ulaşan söz konusu istihbarat raporundan tam 11 gün sonra Paşa, 4 Ağustos 1922’de, Tacikistan coğrafyasında Bolşevik Ruslara karşı yapılan bir çarpışma sırasında hayatını kaybetmişti.

Enver Paşanın na’şı 1996 yılında ancak İstanbul’a getirilebilmiş, Şişli Camii’nde kılınan cenaze namazı akabinde yine Şişli’deki Abide-i Hürriyet Tepesi’nde, Talat Paşanın hemen yanındaki mezara defnedilmişti.

Söz konusu Bakanlar Kurulu kararı ile Enver Paşa 1996 yılına kadar Anadolu sınırları haricinde kaldığı gibi çocukları da, eşinin hanedan mensubu olması hasebiyle, uzun bir zaman ülkeye kabul edilmemişlerdi. Oysaki 5 Eylül 1939 tarihli ve (203-391-1) numaralı Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan bir belgeye göre Enver Paşanın kardeşi Kamil’in Naciye Sultan’dan doğan çocuklarının memlekete gelmesine kanunen izin verilmişti. Enver Paşanın iki kızı ve bir oğlunun da Türkiye’ye gelmelerine izin verilmesini isteyen Enver Paşanın babası da derhal bir dilekçe kaleme almış ve torunları için izin talebinde bulunmuştu…

Enver ve Cemal Paşalar neden Milli Mücadele’ye kabul edilmemişlerdi?

Bu konuda belki birçok şey söylenebilir.

Her şeyden evvel Enver ve Cemal Paşaların Ankara’ya müracaat tarihleri 1921 yılı Ocak ayında gerçekleşmişti. Yani artık biraz geç kalınmış gibiydi denebilir. Zira Ankara’da artık bir Hükümet kurup Bakanlar Kurulu tayin edilebilecek bir duruma gelinmişti…

Diğer taraftan, ABD belgelerinde yer alan bilgiye göre, o tarihlerde Anadolu’daki Milliyetçiler Enver Paşa ve emsali İttihatçılar arasında siyaseten müthiş bir savaş vardı. Ne Enver ne de ajanlarının Anadolu’ya girmelerine ve Milliyetçi hareket içinde yer almaların rıza gösterecek durumda olunamazdı. Enver Paşa ve çevresinin istiklal hareketi ve Ankara Hükümeti içinde yer almaları halinde hareketin Avrupa ve Amerika’nın gözünde itibar kaybettireceğine Ankara Hükümetince kani olunmuştu. Ankara’da zaten bir kısım isimler Bolşevik taraftarıydı ve bunlar Bolşevik bir düzenden yana olmuşlardı. Bolşevik taraftarı daha fazla ismin katılımıyla, ABD belgelerine göre, İngiltere’nin gerçekleştirmeye çalıştığı Anadolu’yu Bolşeviklerin kucağına itme ve aralarında bir işbirliği doğmasını sağlama siyaseti kaçınılmaz bir durum arz edebilirdi.

Unutmamak gerekir ki o tarihlerde Enver, Talat ve Cemal Paşaların İstanbul Divan-ı Harbisi kararı ile rütbeleri geri alınmış, gıyaplarında ölüm cezası dahi verilmişti. Ayrıca Enver Paşa 1 Ocak 1919’da İstanbul hükümetince askerlik silkinden de ihraç dahi edilmişti.

Esasen siyasi olumsuzlukları ve toplum nazarındaki itibarları bir taraf bırakılsa dahi Enver ve Mustafa Kemal gibi iki büyük paşanın bir arada olamayacakları aşikâr bir haldi. Bu durumun pek çok sebebi vardı.

Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa birçok konuda aynı hedefe ulaşmaya çalışmışlar ve aynı şeylere karşı çıkmışlardı.

Her ikisi de Saray’a damat olmak istemiş,

Her ikisi de Harbiye Nazırlığına heves etmiş,

Her ikisi de Sultan Vahdeddin ile geçinememiş,

Her ikisinin de unvanları ellerinden alınmış,

….

He ikisi de askerlikten ihraç edilmişti.

Fakat en önemlisi, her ikisi de fazlasıyla hırslıydı. Belki de birinin başarısız, ötekinin başarılı olması söz konusu hırslarında gizliydi.

Birinin Napolyon’a, diğerinin ise Washington’a benzetilmesi, anlaşılan o ki, her ikisini de hoşnut kılmaktaydı.

Yorkville Enquirer gazetesi muhabirinin kendisini “Türkiye’nin Napolyon”u olarak takdim ettiği bir Enver Paşa ile “her ikisi de devrimci general ve cumhurbaşkanı olmaları” nedeniyle, Charles H. Sherrill’in onunla George Washington arasında paralellikler olduğuna kail bulunduğu Dahası, Mustafa Kemal hiçbir surette bir arada olamazlardı.
Mustafa Kemal sadece George Washington’a değil, fakat aynı zamanda Büyük Petro’ya da benzetilmekteydi.

Hayatları boyunca birbiri ile rekabet halinde olan bu iki ismin Milli Mücadele’de bir arada olmaları mı?

Kanımca, zinhar, ama zinhar mümkün değildi.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir