DÜRRÜŞEHVAR’IN SIR DOLU İSTANBUL ZİYARETİ

Son Osmanlı halifesi Abdülmecid’in kızı Berar Prensesi 20 Kasım 1945 yılında Türkiye’ye gelmişti.

ABD Büyükelçiliği 26 Kasım 1945 tarihli ve 37 No’lu raporunda Prenses’in bu ilginç İstanbul ziyaretine büyük bir merak duymuştu.

İstanbul’daki Büyükelçi, Elçilik Baş tercümanı Ali Nur Bozcalı tarafından çeşitli kanallara müracaat edilerek toplanan bilgiler neticesinde bir rapora dönüştürülmüş ve hazırlanan rapor, önemine binaen, ABD Dışişleri Bakanlığı ile de paylaşmıştı.

Berar Prensesi ve son halife Abdülmecid Efendinin Üsküdar doğumlu kızı olan Dürrüşehvar babası ile birlikte daha çocuk denecek bir yaşta önce İsviçre’ye sürgün edilmiş, akabinde ise Nice ve Paris’e gitmişti. Sabık halife Abdülmecid’in biraz da içinde bulunduğu maddi sıkıntılardan ötürü, Hindistan’da bulunan Berar’ın Prensi ile muhteşem bir surette Paris’te evlenmiş ve Berar’a yerleşmişti.

Aradan uzun yıllar geçmiş ve 20 Kasım 1945’te her nedense İstanbul’a gelmişti. Oysaki Osmanlı hanedan üyeleri 1924’te sürgün edilmişler ve mukaddes Türkiye toprakları kendilerine ebedi surette yasaklanmıştı.

Fakat Prenses, kanuni yasağa rağmen, her nasılsa İstanbul’a gelebilmişti. Onun gelişi bir kısım insanların tepkisine sebebiyet vermişse de fazla uzun boylu da olmamıştı.

Prenses Dürrüşehvar ziyaretinin ilk günlerinde İstanbul’da Park Hotel’de kalmıştı. Onun İstanbul’da olduğu haberleri kendisini, uzaktan da olsa, görmek isteyen insanları da harekete geçirmişti.

Şehirde etrafı dolaşmak üzere muayyen yerlere uğrayan Prenses’i görmek arzusuyla sağda solda toplanan kalabalığı dağıtmakta dönemin polisleri bir hayli zorlanmışlardı.

Fakat asıl önemli olan söz konusu ziyaretin amacının hakikatte ne olduğuydu. Bu hususa dair bir hayli spekülasyonda bulunulmuştu. Ziyaretin bütünüyle özel bir karaktere sahip olduğu açıklaması ise pek çok kişiyi tatmin etmek için yeterli olmamıştı. Bütünüyle turistik bir amaçla topraklarından rencide edilerek kovulmuş bir ailenin bir ferdinin; sürgüne gönderilmiş Osmanlı hanedanının önde gelen üyelerinden birisinin sadece turistik bir ziyaret için Türkiye’ye dönmüş olduğuna inanmak hiç de makul bulunmamıştı.

Ziyaretin neden gerçekleştirildiğini aşikâr bir surette ortaya koyacak bir açıklama da yapılmamıştı. Ancak genel varsayım, Berar Prensesi’nin İstanbul’u ziyaret etmesindeki asıl amacın, geçen Ağustos ayında Paris’te vefat etmiş olan babası Abdülmecid Efendinin cenazesinin Türkiye’ye defnedilmesi ile alakalıydı. Sabık halife, vasiyetnamesinde, İstanbul’da babası Sultan Abdülaziz’in yanına gömülmek istediğini ifade etmişti.

Hatırlanacağı üzere, Abdülmecid, Saltanat’ın 1 Kasım 1922’de kaldırılması ve son Sultan VI. Mehmet Vahdeddin’in İngiliz savaş gemisi Malaya ile İstanbul’dan ayrılması üzerine 18 Kasım 1922’de “bütün Müslümanların halifesi” olarak Birinci Büyük Millet Meclisi tarafından halife adayı olarak gösterilmiş ve seçilmişti.

Abdülmecid Efendi üstlendiği hilafet görevini yine Büyük Millet Meclisi’nin halifeliğin kaldırıldığını ilan ettiği 3 Mart 1924’e kadar sürdürmüştü. İlga kararı üzerine Abdülmecid Efendi, ailesi ve yakın çevresi hemen o gecenin sabahına yakın bir vakittir, kanuna aykırı bir şekilde de olsa, süratle Türkiye sınırları dışına atılmıştı.

Osmanlı hanedanının diğer üyelerinin de -hem erkek hem de kadınlarının- on gün içinde Türkiye’den ayrılmaları gerekiyordu. Bu durum halifeliğin kaldırılmasını öngören aynı kanun maddesinde yer almıştı. (Kanun Mad. 431, 3 Mart 1924)

431 Sayılı Kanun, Hanedan üyelerini Türk vatandaşlığından mahrum etmekte ve ebediyen Türkiye’ye dönmelerini yasaklamaktaydı.

Söz konusu kanunun uygulamaya konması neticesi sürgüne tabi tutulan insanlar, kaçınılmaz olarak, yabancı topraklarda hiçbir maddi geliri olmadan geçimlerini sağlamak zorunda bırakılmışlar ve o suretle de unutulmuşlardı. Dünün padişahları, sultanları, şehzade ve veliahtları yabancı topraklarda kimseyi tanımadan, bilmeden ve maddi bir servete sahip olmadan geçimlerini sağlamak zorundalardı. Ama nasıl? Maruz kaldıkları durum onları hakikaten büyük acılar, zorluklar ve sıkıntılar ile karşı yüz yüze bırakmıştı.

Berar Prensesi’nin ziyaretinin spekülasyonu yapılan ikinci bir nedeni ise, sürgün edilen Osmanlı hanedanının, en azından kadın üyelerinin, Türkiye’ye geri dönmelerine izin verilmesi konusunda yapılması planlanan kanuni değişiklik olabileceği şeklindeydi.

Ziyaretin neden yapıldığı konusunda ileri sürülen bir diğer ve daha önemli bir söylenti ise bütünüyle siyasi karakterliydi.

İddia o ki, Rusya’nın Ortodoks kiliselerini birleştirme çabasına karşı İngiltere de kendi desteğinde İslam ülkeleri birbirlerine yakınlaştırma arayışına girmişti ve böyle bir ziyaret o sebepten ötürü söz konusu olmuştu.

ABD Elçiliği’nin yaklaşımına göre o tarihlerde bu bağlamda, en azından Türkiye’de halifeliğin yeniden kurulması gibi önemli bir gelişme beklemek biraz zor olacaktı. Ancak birçok kimse, Cumhuriyet Hükümeti’nin uzlaştırıcı bir jestte bulunması halinde, 1517’de Yavuz Sultan Selim tarafından alınan ve Mısır’ın fethinden 1924’e kadar halife unvanını ve makamını sürekli elinde tutmuş olmaları ve evlilikler yoluyla gerçekleştirmiş oldukları akrabalıklardan ötürü hanedana karşı büyük bir saygı içerisinde olan Müslüman ülkelerin Türkiye sempatisinin artırması söz konusu olabilirdi.

Hakikaten de 1940’lı yıllarda İngiltere’nin Kahire’de bir hilafet görmek istediği ilgili vesikalarda söz konusudur. Kral Faruk bu işe çok heveslenmişti. Daha evvelki yazılarımda da ifade ettiğim gibi Ohrili Kemal İsmet Paşaya, eğer hilafet geri gelecekse bizde olmalı, Londra ile yaptığımız ilga anlaşmasını bozmayı düşünmeliyiz, demekteydi…

Gerçi Ankara ve İstanbul basını, Haydarabat tahtının varisi ve Berar Prensi’nin eşi olan Prenses Dürrüşehvar’ın ziyaret maksadının bütünüyle sabık Osmanlı Halifesi Abdülmecid Efendinin Fransa’da sürgündeki ölümü ile ilgili olduğuna işaret etmişlerdi.

Oysaki Berar Prensesi Dürrüşehvar’ın söz konusu ziyareti son derece ilginçti. Çünkü 1924’te tüm ailenin Türk topraklarından atılmasından bu yana Türkiye’yi ziyaret etmesine izin verilen ilk Osmanlı hanedan üyesi kendisi olmuştu.

3 Mart 1924 tarihli ve 431 sayılı kanunun 2. maddesi (6 Mart 1924 tarihli ve 63 sayılı Resmi Gazete’de şu ifadelerle yayımlanmıştı:

“Görevden alınan halife ve Osmanlı saltanatına mensup tüm erkek ve kadınlar, damatlar Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde oturmak hakkından ebediyen mahrumdurlar. Bu soya bağlı kadınlardan doğmuş kimselerde Osmanlı addedilirler.”

Basında çıkan haberlere göre 21 Kasım’da Cumhurbaşkanı Özel Sekreterliği ve Cumhurbaşkanı Emir Subayı tarafından Prenses Dürrüşehvar ziyaret edilmiş ve ayrıca kendisine Cumhurbaşkanı’nın göndermiş olduğu “değerli bir hediye” takdim edilmişti.

Gerçi yine basınında çıkan haberlere bakılacak olursa Prenses Dürrüşehvar 19 Kasım 1945’te İngiliz Denizaşırı Havayolları uçağıyla birkaç günlük bir ziyaret için Ankara üzerinden İstanbul’a gelmişti. Birkaç aç gün kalacağı İstanbul’da dostunu ziyaret edecek ve kendisini İngiliz Büyükelçiliği ağırlayacaktı. Sonrasında ise tekrar Hindistan’a dönecekti.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir