BU SENİNKİ SEVDA DEĞİL…

Enver Paşa ile Naciye Sultan’ın evliliklerinin perde arkası…

Enver Paşa ile Naciye Sultan’ın evlilikleri ve aşkları, galiba Enver Paşa’nın siyasi şahsiyeti dolayısıyla, biraz efsaneleştirilmiş gibi.

Çiftin dillere destan bir aşk ve sevgilerinden bahsedilir.

Belki de öyledir.

Aşkları bir tarafa, Enver ve Naciye nasıl evlendiler ve düğünleri nasıl oldu bir bakalım…

Enver Paşa; hiç şüphe yok ki yakın dönem siyasi tarihimizin en önemli simalarında biridir.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin askeri kanadının belki de en önemli ismidir.

Kimilerine göre o bir Hürriyet Kahramanı’dır.

Sultan Abdülhamid’in bileğini bükebilen yegâne adamdır.

Kimilerine göre ise tam bir hayalci, maceraperesttir.

Komitacıdır. Eli kanlıdır.

Kimilerine göre Osmanlı İmparatorluğu’nu batıran ve bitirendir.

Naciye Sultan, Sultan Abdülmecid’in oğlu Şehzade Süleyman Efendi’nin kızıdır.

Sultan Reşad’ın yeğenidir.

Enver Paşa’nın zoraki aşkıdır.

Enver Paşa ölünce Mehmet Kamil Killigil ile evlenen maşuktur.

Malum, Sultan Reşad 30 yıllık murakabe hayatının ardından ve hiç beklemediği bir anda Osmanlı tahtına sultan oldu. Onun tahta geçmesinde tabii ki Enver Paşa’nın önemli söz konusuydu.

Sultan Reşad, diğer İttihatçı liderlerin gönlünü kazandığı gibi, Enver’in de yakınlığını kazanmak istiyordu. Hayrı kadar şerri de olan bu gözü pek İttihatçıdan emin olmak gerekmekteydi.

Sultan Reşad çok iyi biliyordu ki Abdülhamid’i tahtan indirenler ve kendisini tahta getirenler İttihatçılardı. Enver ise İttihatçıların en etkin, yetkin ve başta gelenlerindendi. Gençti. Hırslıydı. Kararlıydı. Gözünü budaktan sakınmazdı. Hayale yakın düşünce ve idealleri vardı. Komitacıydı. Acımasızdı. Ve tabii ki ordu üzerinde nüfuz sahibiydi.

Sultan Reşad ise mülayimdi. Sakindi. Siyaseti çok da bilmezdi. Saltanatı ise bütünüyle göstermelikten ibaretti.

Ancak mesele Sultan Reşat değil, Osmanlı Devleti’ydi.

Abdülhamid’i tahtından eden fetvaya imza atan kalemin kendisine hediye edilmesiyle Ahmet Rıza belki dizginlenmişti. Fakat Enver’i bu tür şeylerle teskin etmek mümkün değildi. Ona, onun ruhuna ve gönlüne hitap edecek bir hediye vermek gerekirdi.

Sultan Reşad’a göre Enver’e manevi türden bir hediye verilmeliydi… Vefat eden kardeşi Şehzade Süleyman’ın kızı ve kendisinin de yeğeni olan Naciye Sultan galiba bu iş için oldukça elverişliydi. Naciye’yi Enver ile evlendirmek her iki taraf için de gayet hayırlı olacaktı.

Enver ile Naciye arasında bir tür siyasi bir evlilik gerçekleştirilecekti. Ancak Sultan Reşad’ın Enver’i kendi yeğeni ile evlendirmek istemesinin görünürdeki nedeni, Enver’in Osmanlı tahtını Sultan Reşad’a hediye etmiş olmasına Sultan Reşad’ın da bir cemile ile karşılık vermek istediği şeklinde lanse edilecekti. Ayrıca unutmamak gerekir ki, kahramanlık sağlayan komutanları ödüllendirmek eski bir Türk geleneğiydi.

Sultan Reşad bu duygu ve niyetle Enver’e, Şehzade Süleyman’ın kızı Naciye Sultan ile kendisini evlendirmek istediğini ve onu hanedan üyeleri arasında görmeyi arzu ettiğini ifade etmişti.

Enver o tarihlerde Berlin’deki Türk elçiliğinde askeri ataşe olarak çalışmaktaydı.

İlk başlarda Enver, Sultan Reşad’ın saraya damat olma teklifine hoş ama boş bir iltifat olarak bakmıştı. Berlin’e gittiğinde gülerek arkadaşlarına kendisine saray çevresinden teklif edilen gelinin Sultan’ın öz yeğeni olduğunu söylemişti. Naciye’yi o güne kadar hiç görmemişti ve göreceğini de hiç düşünmemişti.

Sultan Reşad’ın önerdiği Saray’a damat olma teklifinin Enver için hem avantajları hem de dezavantajları vardı.

Böyle bir teklifi kabul etmesi Enver’in İttihatçılar arasında itibar açısından kayba uğramasına neden olacaktı. O tarihlerde hanedan ailesinden bir sultanla evlenerek saraya damat olan beylere, paşalara lider kadrodaki İttihatçı nesil tarafından rahatsız edici boyuttaki bir küçümseme ile bakılmaktaydı. Dolayısıyla Enver’in böyle bir evlilik yapmasının lider kadrosundaki İttihatçılarca makul bulunup hoş karşılanmayacağı aşikârdı.

Diğer taraftan, İttihatçılar benimsemese de, saraya damat olmak o dönem subaylarının birçoğunun gıpta edip ulaşmak istediği bir sıfatı. Bu da diğer bir gerçekti.

Naciye belki o kadar güzel ve alımlı bir bayan olmayabilirdi. Fakat onunla evlenmek ve gücünü hanedan desteği ile beslemek hiç şüphesiz ki siyasi açıdan ve Enver’in geleceği bakımından azami derecede fayda sağlayacaktı. Hal böyle olmakla birlikte Enver Naciye ile evlenme konusunda yine de endişeli ve çekingendi. Belki biraz zamana ihtiyacı vardı. Biraz daha ve etraflıca düşünmek ve sessizliğe kulak vermek, biraz daha ölçüp tartmak icap etmekteydi.

Enver, o tarihlerde Berlin’deki elçilikte askeri ateşe olarak görev yaptığını, kendisini siyasi ve askeri yönlerden geliştirmek üzere bu görevine devam etmek istediğini belirterek kendisine iki yıl müsaade olunması talebinde bulunmuş ve bir anlamda zaman kazanmak istemişti.

Ancak, saray cephesinde durum farklıydı. Padişahın arzusunun ciddi bir mesele olduğu ve düğünün gerçekleşmesi gerektiği konusunda Reşad’ın zihninde kesin bir niyet bulunduğu Enver’e ifade edilmişti.

Sultan Reşad, Enver’in zaman talebine sıcak yaklaşmamakta; bilgi ve tecrübe edinmesine evlenmesinin hiçbir surette engel teşkil etmeyeceğini belirtmekte, evliliğin bir an evvel gerçekleşmesini istemekte ve izdivacın kendisi için yararlı olacağını Enver’e ısrarla ifade etmekteydi.

Ancak Enver’in katı ve kararlı duruşu neticesi evlilik iki yıl süre ile tehirli gerçekleşecekti.

Enver, geçen süre içerisinde, Almanya, İngiltere ve Fransa’da ikamet ederek askeri, siyasi ve devletlerarası ilişkilere dair bilgi ve tecrübesini geliştirme ve genişletmeye çalışacaktı.

Evlilik konusu gündeme geldiğinde Naciye henüz yirmi yaşına bile ulaşmamıştı. İstanbul’dan dışarıya ise adım atmış bile değildi.

Naciye, amcası ve akrabaları tarafından, Enver’in hanedan aleyhine herhangi bir komplo kurmasına engel olmak veya ona İstanbul’da bir Osmanlı Napolyonu rolü oynama fırsatı vermemek üzere tek çözüm yolu olarak gördükleri evliliğe şiddetle itiraz etti. O, yüksek ruhlu bir sultan olarak, bulaşıkçı bir babanın oğlu ile evlenmeyi kesinlikle kabul etmiyor, edemiyor ve istemiyordu.

Enver’in çocukluğunun İstanbul’da, Sultan Reşad’ın kardeşi Şehzade Süleyman’ın sarayının bulaşıkhane ve kilerinde geçmiş olduğunu herkes gibi o da gayet iyi biliyordu.

Enver’in babası, Şehzade Süleyman’ın mutfak hizmetinde çalışmıştı. Şehzade Süleyman’ın baş uşağı ve çeşnicibaşı olarak hizmet görmüş, onun yemek servislerini yapmıştı. Yemekleri Şehzade Süleyman’ın yani efendisinin huzurunda tadar ve yemeğin zehirli olmadığı yolunda ona güvence sağlardı.

Enver’in İstanbul’daki Harp Okulu’na devam etmesi de yine Şehzade Süleyman’ın ilgi ve alakası ile mümkün olabilmişti.

Şehzade Süleyman’ın keyifli olduğu bir gününde ondan oğlunun İstanbul’daki Harp Okulu’na devam edebilmesi için Enver’in babası ricada bulunmuş ve şehzadeden bir tavsiye mektubu koparmak suretiyle oğlunu Harbiye’ye kaydettirebilmişti.

Şehzade Süleyman, o gün yazmış olduğu tavsiye mektubunun gün gelecek, sevgili kızının amcası tarafından Enver ile zorla evlenmeye mecbur edilmesine vesile teşkil edeceğini nerden bilebilirdi ki.

Enver Bey’in babası Hacı Ahmet Beyin Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı)’nda fen memuru oluşu sonraki zamanların ürünü idi. Hacı Ahmet Bey, oğlu Enver Naciye ile evlenince Sürre Emini yapılmış ve hatta rütbesi paşalığa kadar yükseltilmişti.

Naciye Sultan babası Şehzade Süleyman’ın bulaşıkçısı olan birinin oğlu ile evlenmeyi hiç mi hiç istememişti. Böyle bir evliliğe şiddetle itiraz etmiş ve karşı çıkmıştı. Hanedana mensup bir sultanın evleneceği kişinin soy sop itibarı ile kendisine denk olması yahut en azından hatırı sayılır bir sosyal seviye ve öneme haiz bulunması beklenirdi. Ayrıca Naciye yaklaşık üç yıldır Sultan Abdülhamid’in oğlu Abdürrahim ile zaten nişanlıydı.

Naciye Abdürrahim ile nişanlıydı ama Enver ile Naciye’nin evlenmeleri konusunda kararlı davranan, hal ve istikbal açısından Enver ile Naciye’nin evlenmesini daha münasip gören Sultan Reşad, Abdürrahim Efendi ile zaman kaybetmeden görüşmüş ve onu nişandan vazgeçmesi konusunda ikna etmişti. Reşad’ın bu girişimi tabii olarak Naciye’yi evliliğe ikna yolunda atılmış oldukça ciddi bir adım olmuştu.

Naciye Enver ile izdivacı istemese de sarayın ve haremin onu ikna etmeye yönelik girişimleri eksik olmamıştı.

Naciye nihayet, Enver’in hanedan ailesine mensubiyetini sağlamakla söz konusu endişelerin izale olabileceğine ikna edilmişti.

Osmanlı hanedanına mensup sultanların ırki gururunu yakından bilenler şüphesiz ki Naciye’nin bu özverisinin kıymetini hakkıyla takdir edeceklerdi.

Hemen belirtmek gerekir ki başta Sultan Reşad olmak üzere hanedanın Enver’in müstakbel maceraları konusundaki endişeleri hiç de yersiz ve afaki değildi. Hakikaten ileriki zamanlarda Sultan Reşad ve diğer hanedan üyelerinin öngördüğü endişeler muayyen ölçüde gerçekleşmişti. Nazım Paşa öldürülmüş, Mahmut Şevket Paşa katledilmişti. Bu ölümlerin her birinin merkezinde Enver’in bulunduğu yolunda ciddi iddialar ileri sürülmüş ve dikkatler hep Enver üzerinde toplanmıştı.

Enver’in tehlikeli girişimleri ve ürkütücü tavırları sonradan sultan olacak olan Vahdeddin’e de yansımış ve nihayet siyasi meselelerden ötürü bu ikilinin arası açılmıştı. Şehzade Yusuf İzzettin Efendinin ise hiçbir sebep yokken durup dururken ölmesi intihar olarak ilan edilmişti. Enver’in bu intiharın günahından vicdanını ne derece saf ve temiz tutabildiği sorusu ise her daim dile getirilmişti.

Son derece hırslı ve atılgan biri olan Enver’i durdurmanın veya onu başka istikametlere sevk etmenin yolu ona ancak hatırı sayılır bir rüşvet vererek gerçekleştirilebilir düşüncesi galiba hem yerinde hem de oldukça isabetliydi. O devirde imparatorluğu ve hanedanı ayakta tutmak için Enver’e verilebilecek en elverişli rüşvet ise onun gönlüne ve ruhuna hitap ederek, onu teskin edip sakinleştirecek biri olabilirdi. O da Naciye olmuştu.

Enver ve Naciye, her ikisi de evlilikle sonuçlanacak bir birliktelik için birbirlerini kabul etmekte isteksiz davranmışlarsa da Sultan Reşad’ın evlilik yönündeki kararı belli bir aşama kaydetmiş ve belli bir kıvama ulaşmıştı.

Müstakbel birlikteliğin gerçekleşmesinde Enver ile samimi bir arkadaşlığı olan Burhaneddin’in rolünü de burada hatırlamak gerekir.

Sultan Abdülhamid’in çok sevdiği ve değer verdiği oğlu olan ve Abdülhamid’in onun için veraset sistemini bile değiştirme niyetinde olduğu ifade edilen Burhaneddin Almanya’da tahsil görmüştü. Almanya İmparator’u Wilhelm ile temas halindeydi ve Wilhelm’in oğlu ile de iyi arkadaştı. Burhaneddin siyasetle de yakından ilgiliydi.

Burhaneddin, Enver’in samimi arkadaşı olması hasebiyle, onu Naciye ile evlenmeye ikna etme sürecine ciddi derecede katkı sağladı.

Sultan Reşad’ın tasavvurları, Saray ve Harem’in ikna turları, Burhaneddin’in sıcak konuşmaları ve Enver’in istikbale matuf beklentileri nihayet Enver ve Naciye’nin bir yastığa baş koyabilmeleri için ilk adımın atılmasını mümkün kıldı.

Enver ve Naciye 1911 Mayısında yapılan bir törenle önce nişanlandılar.

Naciye nişan sonrası hemen harekete geçmiş ve müstakbel eşine daha fazla faydalı olabilmek amacıyla İngilizce ve Fransızcasını mükemmelleştirme çabası içine girmişti…

Enver’in iki yıllık bir zaman istemesi ve evliliği bu sürenin sonrasına bırakması kabul edilmişse de Saray düğünün bir an evvel olması arzusunu hep gündemde tuttu.

Gündemdeki bu arzu dolayısıyladır ki çiftin evlilik konusu nişanlı olarak geçen süre içerisinde iki defa gündeme gelmiş, düğün için karar kılınmış ve hatta tarihi bile belirlenmişti. Ancak her defasında erteleme kaçınılmaz olmuştu.

Ertelemeye sebebiyet veren zorunluluklar daha ziyade Enver’den kaynaklanmıştı. Enver, böyle bir evliliğe başlangıçta evet demişse de, belli ki, içinde hala bir çekingenlik ve isteksizlik hüküm sürmekteydi. Enver belki de haklıydı. O Naciye’yi hiç tanımıyor ve bilmiyordu. Hatta Naciye’yi doğru dürüst gördüğü bile söylenemezdi.

Nihayet Enver’e tanınan iki yıllık süre dolmuş ve artık düğün kaçınılmaz hale gelmişti.

Konuya dair kaynaklarda Enver ve Naciye’nin evliliklerinin ne zaman olduğuna dair farklı tarihler verildiği gibi özellikle Naciye’nin kaç yaşında evlendiğinin cevabı da muhteliftir.

Almanach de Gotha o yıllarda, Enver ve Naciye’nin evlilik tarihini yanlış olarak 15 Mayıs 1911 diye vermişti. Yine aynı kaynakta yer alan eski bilgilere göre Naciye 1914 yılında evli olmasına rağmen bekâr olarak gösterilmişti. Bahsini ettiğimiz evlilik tarihi ve yaşındaki çeşitlilik biraz da bu bilgilerden kaynaklanmış olmalıdır.

Enver ve Naciye’nin düğün davetiyeleri Harem Dairesince hazırlanmıştı.

Düğüne davet edilecek olanlar tek tek seçilmiş ve kendilerine davetiye gönderilmişti. Düğün sadece Harem ve Saray çevresinin katılımı ile değil, Avrupa ve Amerikalı bir kısım yabancıların de iştiraki ile gerçekleşmişti. Ancak ilginç bir durum olarak davetiyede Enver’in ismine yer verilmemişti. Bu durum özellikle Avrupa ve Amerikalı davetlilerin gözünden kaçmamış ve şaşkınlıklarına sebebiyet vermişti.

Düğün davetiyesindeki metin oldukça kısa, sade ve şöyleydi:

“Naciye Sultan’ın evliliği 9 Rebiyülahir (5 Mart) 1332’de, saat 4’te, Türkiye saati ile (sabah yaklaşık 10)’da gerçekleşecektir.”

Fakat tarihleme konusunda, belki orijinalinde, belki kaynaklarca aktarımında, bir yazım hatası söz konusudur. Zira 9 Rebiyülahir 1332’nin Miladi karşılığı 7 Mart 1914’tür. Ya 9 Rebiyülahir veya 5 Mart tarihi yazılırken hata yapılmış gözükmektedir. Ancak 9 Rebiyülahir esas olup parantez içindeki tarih onun çevirisi ve bir anlamda açıklaması olduğu için 9 Rebiyülahiri esas alıp düğün tarihini de ona göre belirlemek isabetli olacaktır.

Bu durumda Enver ve Naciye’nin evlilikleri 7 Mart 1914’de gerçekleşmiş demektir. Bu hesaplamaya göre ve doğum tarihleri dikkate alındığında gelinin evlenme yaşı (1914-1898=) 16, damadın evlenme yaşı ise (1914-1881=) 33 idi. Gelin ile damat arasındaki yaş farkı ise (33-16=) 17 yıldı.

Gelin ile damat arasındaki ciddi yaş farkına rağmen hiç şüphesiz Enver’in evlilik haberi Osmanlı coğrafyasında olduğu gibi dış dünyada, Avrupa ve Amerika’da da ilgi ile takip edildi.

Hanedandan bir sultanla evlenmesi dolayısıyla Enver’in artık dört hanımla nikâh yapma şansını kaybettiği Batı’da konuya dair en çok konuşulup vurgulanan husus olmuştu.

Düğüne katılan yabancı davetlilerin en fazla ilgi ve şaşkınlık gösterdikleri şey ise davetiyede Enver’in adının bulunmaması ve düğünde Enver’in Naciye’ye verdiği Yüz Görümlüğü hediyesiydi.

Yine izdivaç törenindeki yabancı bayanların ilgisini çeken bir başka nokta da Naciye’nin evlilik çeyiziydi.

Yazılıp çizilenlere bakılırsa gelinin çeyizi tek kelime ile muhteşemdi.

Batı işçiliğinin en nefis zarafeti ile Doğu yeteneğinin göz kamaştırıcı zenginliği ve parlaklığı birleştirilerek çeyize aksettirilmişti.

Çeyizdeki her parça ya Naciye’nin elinden çıkmıştı yahut Harem’deki kadınların hediyelerinden oluşmaktaydı.

Naciye’nin gelinliği ise kelimenin tam anlamıyla inanılmaz güzellikteydi ve bütünüyle altın, inci ve elmaslarla süslüydü.

Geline, her biri binlerce liraya mal olan 25’den fazla muhteşem elbise hediye edilmişti.

Naciye, çeyizinde yer alan ve renk ve tasarım itibarıyla birbirinden tamamen farklı olan bu elbiselerin her birini bir gün giyse ikinci kez giyebilmesi için uzunca bir zamanın geçmesi gerekecekti.

Düğün dolayısıyla çeşitli tören ve şenlikler tertip edilmişti. Tertip edilen tören ve şenlikler, süs ve ihtişamları yönüyle, şaşaayı seven Sultan Abdülaziz zamanlarındaki törenleri hatırlatmaktaydı.

Enver, Hürriyet Kahramanı olmakla zaten ciddi bir üne ve siyasi bir güce sahipti.

Şehzade Süleyman’ın kızı ile evlenmek suretiyle de Saray’a damat olmuş, sırtını sağlama almıştı. Damat oluşu onun siyasi gücünü hem kuvvetlendirmiş hem de kökleştirmişti.

İmparator Wilhelm ile olan siyasi birlikteliği Almanya’nın maddi zenginliğini görünürde onun tasarrufuna müsait hale getirmişti.

Mısır’ı yeniden fethetmek ve kaybedilen Afrika topraklarını tekrar kazanmak için artık Enver’in önünde hiçbir engel yoktu. Portrelerini çalışma odasının duvarına astığı ve hayranlık duyduğu yeni bir Napolyon ve yeni bir Büyük Fredrik olması için şartlar gayet müsait gözükmekteydi.

Enver ve Naciye, düğünün ardından Kuruçeşme’de bir saraya yerleşmişti. Birlikte, az bir süre için de olsa, aynı yastığa baş koymuştu…

Ancak çok geçmemiş, ufukta kanlı ve hüzünlü günlerin habercisi işaretler belirmişti… Birinci Dünya Savaşı bütün hışmı ile dünyayı sarmıştı… Enver, Cemal ve Talat’ın sayesinde Osmanlı Devleti de bu savaşa iştirak etti…

Enver cepheden cepheye koşmakta… İleri! Hep ileri! diye her biri muazzez ve mübeccel olan Osmanlı askerlerine ard arda komutlar vermekteydi…

Naciye ise İstanbul’da kendi hüznüyle baş başa ve ruhen yapayalnızdı… Kendisinden çok uzaklarda olan özlem duyduğu o Hürriyet Kahramanı’nın ötelerden gelen nidalarını duymaya çalışmaktaydı…

Nida ve kükreyişler belli bir süre devam etti… Sonra bütünüyle, ama ebediyen sürmek üzere kesiliverdi…

Hemen hemen aynı dönemlerdi. Bir başka İttihatçı bir başka şehzadenin kızına, sarışın bir Osmanlı sultanına talip olmuştu. O da Dâmâd-ı Şehriyârî olmak istiyordu. Ancak bu talep fazla dikkate alınmamıştı…

Kim bilir belki böyle olmasında Enver Paşa tecrübesi oldukça etkili olmuş ve kâfi gelmişti.

Ancak belli ki hata edilmişti. Enver’in gerçekleştirmesinden endişe duyulan ama bir şekilde bertaraf edilmiş olan o hamle geç de olsa gerçekleşmiş, hanedan tarumar edilerek sınır ötesine itilmişti…

İlki memleketi, sonraki ise hanedanı nihayete erdirmişti.

Geçmiş ola…

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir