BİR NOSTALJİ OLARAK DÜELLO

Muhafazakâr olarak bilinse de Hamidiye Devri Batı kültürünün etkisinde kalmaktan kendisini bütünüyle kurtarabilmiş eğildi. İyi veya kötü, güzel veya çirkin birçok Batı kültür unsuru Osmanlı Müslüman toplumunda da tatbik edilir bir hale gelmişti.

Bu anlamda geçen asrın Batı toplumlarında uygulandığı görülen, bizlerce de, yakinen görülüp müşahede edilmemiş olsa da, Amerikan kovboy filmlerinden fazlası ile seyredip aşina olunan düello Osmanlı toplumuna da intikal etmişti.

Düello; esasen iki kişi arasında bir onur sorununu çözmek üzere ve belirli kurallara göre ölümcül silahlarla yapılan dövüş demekti.

İlk Çağ’da savaştan önce ya da savaş sırasında teke tek çarpışmalar yapılırdı. Kabileler arasındaki anlaşmazlıkların çözüm yolu da bu tür dövüşlerden geçerdi. İslam tarihinde de Müslümanlarla müşrikler arasında yapılan savaşlarda, savaştan önce adına mübareze denen en az bir, en fazla üç kişinin öne çıkarak rakipleri ile bire bir savaşması söz konusu olurdu. Bu uygulama ile hem savaşa bir hazırlık yapılmış olur, hem de her iki tarafın askerleri savaş için daha da bilenmiş bir hale sokulurdu. Bu uygulama Orta Çağ Avrupa’sında biçim değiştirmişken on ve on ikinci yüzyıllarda yalnızca özgür insanlar düello yapabilir hale gelmişti.

Bir mertlik sergileme örneği olarak zikredilebilecek olan ve adına düello denen bu adet geçen yüzyılın Avrupa’sında oldukça yaygın bir surette mevcudiyetini sürdürmüştü.

Geçen asırda Avrupa’da düello o kadar yaygın bir centilmenlik mücadelesi ve üst sınıfın başvurduğu bir üstünlük aracı olmuştu ki bazen olan ile olmayan birbirine karıştırılabilmişti. Bir rivayete göre Kont Torn, Prens Hanry’i düelloya davet ederek kendisine bu maksatla bir davetiye göndermişti. Ancak bu yöndeki haberlerin yani Kont Torn ile Prens Henri Orlean’ın düello yapacakları konusundaki söylentilerin aslının olmadığına dair Paris’ten İstanbul’daki Grosser’a bir telgraf gönderilmişti. Ancak yine Paris’ten Dersaadet’te Ajans National’a çekilen bir başka telgrafta ise Hanry Orlean ile Kont Torn arasında düello yapılmıştı. Hatta Orlean ile Kont Torn arasında düello yapılacağı İtalya tarafından Almanya İmparator ve İmparatoriçesine de bildirilmişti. Düello sonrasında ise İtalya’da büyük nümayişler olmuş, Kilyom, Torn’u samimi duygularla tebrik etmişti.

Sonraki zamanlarda Prens Henri Orlean’ı düelloya davet eden isimlerden biri de Kont Nort olmuştu.

Esasen maruz kalınan bir hakareti yahut rencide olunmuşluğu tamir için iki kişi arasında ve şâhitler önünde yapılan bir çarpışmadan ibaret olan düello, Vodine kasabasında birisi Rum diğeri Bulgar iki kişinin birbirleri ve cemaatleri aleyhine başlattıkları söz düellosunun nihayetinde iki cemaat arasında arbede ve yaralama olaylarının yaşanmasına sebebiyet verme şeklinde sözlü olabildiği gibi, çoğu kere kılıç ve silahla gerçekleştirilmiş bir mücadele tarzıydı. Sosyal tabaka olarak da üst yahut en üst düzeyde olanlar tarafından tercih olunup icra edilmişti.

Hatta subaylar arasında yapılacak düellonun esaslarına ve bazı askerî hususlara dair Petersburg’da üç emirname dahi neşredilmişti.

Düellonun yapılabilmesinin ilk adımı davetti. Kabul ile başlar ve devam ederdi. Fransız milletvekili Floke ile General Bolanje arasında davet ile başlayan ve her iki tarafın da kabulü ile vuku bulan bir düello söz konusu olmuştu. Ancak neticede General Bolonje hayatından olmamışsa da görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Ancak her düello daveti her zaman için kabul edilecek anlamına da gelmezdi. Düello davetinden rahatsız olanlar olduğu gibi alenen reddedenler de söz konusuydu.

Atina Sefareti Başkâtibi Aziz Bey ile bir Yunan zabiti arasında tiyatroda yaşanan münakaşa üzerine Yunanlı zabit Aziz Beyi düelloya davet etmişti. Fakat Aziz Bey zabitin bu davetinden son derece rahatsız olmuştu. Olay oldukça büyümüş ve nihayet iki devlet arasında bir dizi yazışma yapılmasına sebebiyet vermişti. Miralay Pikar ise Esterhazi’nin düello davetini bütünüyle reddetmişti.

Aziz Bey söz konusu davetten rahatsız olmuşsa da Faler Tiyatrosu’nda meydana gelen bir hadise üzerine tahkir olunan Alfred Bey ile Teğmen Pierako arasındaki düello davetinin karşılık bulmasına ve sözde kalmamasına neden olmuştu. Zira Faler Tiyatrosu’ndaki hadiseden dolayı Atina Osmanlı Sewfareti İkinci Kâtibi Alfred ve Yunan zabiti Pierako arasında düello yapıldığına dair gazete haberler çıkmıştı. Alfred Bey sefaretteki görevinden ayrıldıktan sonra da düello yapmaktan geri durmamış, Paris’te Binbaşı Arjiropolo ile yine bir düelloya girişmişti.

Her konunun olduğu gibi düello etmenin de kendisine göre bir kuralı vardı. Her isteyen her istediği ile düello edemezdi. Düello üst sınıfın başvurduğu bir arınma ve üstünlük kurma vasıtası olsa da düelloda bulunacak tarafların da bir birine statü olarak eşit yahut yakın derecede bulunmaları gerekmekteydi. Düşük bir sınıf yahut oldukça alt statüdeki birinin daha üst statüdeki birine düello teklifini kabul etmek rahatsız edici yahut lekeleyici olabilirdi. Aziz Beye yapılan düello teklifi tam da bu anlamdaki örneklerden biriydi. Yahut Mısır’ın İngiltere tarafından işgal edilmesi sonrasında burada Bakanlar Kurulu’na başkanlık eden ve başbakanlık makamına geçen Nubar Paşanın Damadı Dikran Paşanın ailesiyle münasebette bulunan bir İtalyan ile düello etmiş olması muayyen çevrelerin nezdinde böyle bir düellonun yapılmış olması Nubar ve Dikran Paşa ailelerini lekelediği kanaatinin oluşmasına sebebiyet vermişti. Hatta Mısır Komiseri olarak o sıralarda Kahire’de görev yapan Gazi Ahmet Muhtar Paşa bu konuya dair bir tahrirat kaleme alarak İstanbul’a göndermişti.

Düello bürokrasi ve siyaset dünyasının en üst düzeydeki, en tepe noktadaki isimleri arasında da olabilmekteydi. Mebaş Poloni’nin Başvekil Yanki’yi düelloya davet etmesi bu türden bir düelloydu. Yine Roma’da Dışişleri Bakanı ile bir milletvekilinin düello edecekleri yazılıp çizilmişti. Bükreş Belediye Başkanı Mösyö Nikola Kaleva ile Dışişleri Bakanı arasında da bir düello gerçekleşmişti.

Düello bazen sadece iki kişi arasında yapılan bir mücadele olmaktan çıkmış ve bira abartılarak iki savaş gemisi arasında cereyan eden bir düello tarzında da devam edebilmişti. Bu anlamda Prens Orlean ile General Alberta’nın düello etmek suretiyle Süveyş Kanalı’na ulaştıkları, düellonun Süveyş Kanalı’nda devam edeceği gönderilen telgraf haberleri arasında kendisine yer bulmuştu.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir