AŞK, İHANET VE CEZA

Kemaleddin Paşa, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşanın üç erkek evladından biridir. Sultan Abdülhamid, Osman Paşaya Gazilik unvanını vermek ve onu kendisine Mabeyn Müşiri yapmakla yetinmemiş oğullarını da kayırıp kollamıştı.

Abdülhamid, Osman Paşanın oğullarını kendi kızları ile evlendirmişti. Bu anlamda Kemalettin Beye hem “Paşa” unvanı vermiş, onu kendisine “Yaver” yapmış hem de 1898’de kızı Naime Sulan ile evlendirerek “dâmâd-ı şehriyârî” kılmıştı.

Abdülhamid, Kemalettin Beyi kendisine ve hanedana damat yapmakla esasen onu emsalsiz bir şekilde şereflendirmiş olmaktaydı. Fakat Kemalettin Bey, “paşa” olarak değil “bey” olarak kalmak istemiş olmalı ki, Sultan Beşinci Murat’ın kızı Hatice Sultan ile gayri meşru bir münasebet içerisinde girmişti. Ayrıca Pera’da muayyen yerlerde de az takılmış değildi.

Kemalettin Bey, Sultan Beşinci Murat’ın kızı Hatice Sultan ile mektuplaştığının ve kendisi ile gönül macerası yaşadığının anlaşılması üzerine, bu iş ile alakası olan bir dizi isimle birlikte, 21 Mayıs 1904’te tutuklandı.

Kemalettin Beyin münasebetsiz hareketi onu Sultan Abdülhamid ve saray çevresinin gözünden düşürmüş ve bitirmişti. O dakikadan sonra Naime Sultan ile birlikte yaşaması ve evli kalması mümkün görülmemişti. Dolayısıyla da Kemalettin Bey ile Naime Sultan’ın boşanmaları kaçınılmaz olmuştu.

Sultan Abdülhamid’in ısrarları neticesi Şeyhülislam ve Rumeli Kadıaskeri, gayrı meşru davranışlarını dikkate alarak, Kemalettin Beyin Naime Sultan ile olan evliliğinin feshi hakkında karar vermiş ve gereken işlem yapılmıştı. Ancak alınan karar mahkemeye intikal ettirilmemiş, taraflar arasında ve süratle neticelendirilmişti.

Kemalettin Bey sadece eşinden boşanmak mecburiyetinde bırakılmakla kalmamış, işlemiş olduğu gayri ahlaki ve gayri meşru işlerden ötürü ömür boyu sürecek bir sürgün cezasına da muhatap kılınmıştı.

Onun maruz kaldığı cezadan ve İstanbul hasretinden kurtulması İttihatçıların Yıldız Sarayı’na karşı geçekleştirmiş oldukları 1908 Darbesi’ne kadar mümkün olmadı. Darbe sonrasında İstanbul’a gelmiş ve fakat gelince de boş durmamıştı. Boşanmaları sonrasında Naime Sultanın dünyaya getirdiği çocuk üzerinde vesayet hakkı iddiasında bulunmuştu.

Konu, kendisine verilen ret cevabı yahut mahrumiyet hali dolayısıyla, ister istemez mahkemeye intikal etmişti.

Bu sırada davacı tarafın avukatı Adil Bey Sultan’ın kâhyası Galip Beye karşı aşağılayıcı bir dil kullanmıştı. Bu durumu içine sindiremeyen Galip Bey de hemen o an Adil Beyi düelloya davet etmişti. Düello yeri olarak da Yıldız Sarayı bahçesi seçilmişti.

Osmanlı tarihinde ve coğrafyasında daha evvelce birçok düello olmuşsa da Kemalettin Paşa ile Naime Sultan’ın boşanmaları sonrasında vuku bulan düello daveti önemliydi. Zira böyle bir davet ilk defa iki Müslüman arasında, Batı’daki uygulanış biçimine uygun bir şekilde, söz konusu olmuştu.

Hadise bütün İstanbul’da duyulmuş ve büyük bir heyecan uyandırdığı kadar şaşkınlık da yaratmıştı.

Sözleşilen gün ve saatte her iki taraf da, tam anlamı ile tabancaları ile donanmış bir surette, Yıldız Sarayı bahçesinde bir araya gelmişlerdi. Ancak durumdan bütün İstanbul halkı gibi dinî sınıf da haberdar olmuştu.

Kurena-yı padişahîden Galip Beyefendinin dava vekili Adil Beyi düelloya davet ettiğinin gazetelerde yayınlanması üzerine bir araya gelen din adamları, insanlar arasında cinayet ve fesada sebep olacağını dikkate alarak düellonun engellenmesi için Zaptiye Nezareti’ne talimat verilmesini sağlamıştı. Ayrıca Şeyhülislam tarafından gönderilen bir elçi vasıtası ile düello başlamadan hemen önce düelloculara yaptıkları işin dinen meşru bir davranış olmadığı bilgisi iletilmişti.

Sonraki günlerde ise ulema konuyu kendi arasında etraflı bir surette ele almış ve iki kişinin bir araya gelerek düello yapmasının İslam’da yeri olmadığı, böyle bir durumun Kur’an’ın emirlerine aykırı bulunduğu ve dolayısıyla yapılmasının günah olacağı kararına varmıştı. Zira silahla yapılacak bir düello neticesinde iki kişiden biri diğerini yahut her ikisi birbirini öldürmesi söz konusuydu. Böyle bir tasarrufa hiçbir ferdin hakkı yoktu.

Bu hadiseden sonra Meşihat makamı bir fetva yayınlamış, düellonun adam öldürmek demek olduğunu ifade etmiş ve düello yapanların ölümle cezalandırılacakları kararını kamuoyuna ilan etmişti.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir