ARŞİVİN TEKERİNE ÇOMAK SOKMAK!

Şüphesiz ki Osmanlı Devleti yaşadığı dönemde sadece idari açıdan değil fakat siyasi, askeri, iktisadi, ticari, eğitim ve kültür cephesi ile de önemli bir mevkie sahipti.

Anadolu’ya sığmadı, ta Afrika’ya, Asya’ya, Avrupa’ya, bir değil birden fazla kıtaya yayıldı ve geniş bir coğrafyada altı asır hüküm sürüdü.

Asırlara sari hükümranlığı sırasında aldığı her bir kararın ve yaptığı her bir işin sıkı sıkıya kaydını tuttu.

Kendisi inkıraz edip tarihe intikal etse de Balkanlar, Ortadoğu, Afrika ve Kafkasya başta olmak üzere bir çok beldenin, devletin ve milletin en sahih ve en doğru hikayesini deste deste belgeler halinde bizlere emanet etti.

Kendisi cismen sona erse de geride bıraktıkları ile hala berhayattır ve bıraktığı miras hakikaten eşi bulunmaz bir hazine mahiyetindedir.

Hazine-i Evrak diye adlandırılan ve bir çok ülkenin sicilini bünyesinde barındıran bu tarihi değerin Cumhuriyet döneminde kıymeti maalesef gereği gibi takdir edilemedi. Hatta bir kısım arşiv belgeleri resmen ve alenen vagon vagon satıldı… Bir kısmı ise ne yazık ki adi kağıt muamelesine tabi olmaktan kurutulamadı… Oysaki günümüz problemlerinin bir çoğunun künhüne vakıf olmanın yegane araçlarından birisi sözünü ettiğimiz arşiv kayıtlarıdır.

Arşiv’e ilk defa hak ettiği itibarın gösterilmesi rahmetli Turgut Özal döneminde söz konusu oldu.

Yine yakın zamanda rahmetli olan Turgut Özal döneminin bakanlarından Hasan Celal Güzel de bu emsalsiz arşiv malzemelerinin korunması, tasnifi ve araştırmacılara açılması yolunda büyük emekler sarf etti. Personel sayısı artırıldı, dolgun maaşlarla uzmanlar istihdam edildi, çalışan lojmanlar tahsisi yapıldı… Böylece unutulan ve çürümeye yüz tutan vesikalar yapılan çalışmalarla gün yüzü gördü ve yakın dönem Türkiye meseleleri daha sağlam ve güvenilir bilgiler ışığında  akademik dünyaya sunulma imkanı buldu.

Cumhuriyet döneminde arşivlere değer verilen ikinci ve daha önemli bir dönem ise AK Parti dönemi oldu.

Her şeyden önce Osmanlı idaresinin, adaletinin ve bir çok ülkenin ve beldenin kaydının ve hatta tapusunun bulunduğu Hazine-i Evrak modern bir binaya kavuştu. Dijitalleştirme çalışmaları hız kazandı. Online erişim mümkün hale geldi. Tasnifler arttı. Bütün bunlar hakikaten takdire şayan şeylerdi.

AK Parti döneminin arşivler konusundaki en önemli adımlarından birisi ise çok yakın bir zamanda gerçekleşti.

Başkanlık sisteminin ilk icraatlarından biri olarak arşiv alanda ilk hayırlı adımlardan biri atıldı. Dağınık olan ve ayrı ayrı kurumlara bağlı bulunan (askeri arşiv, Dışişleri Bakanlığı arşivi, eğitim vs.) arşivler tek bir çatı altında toplandı. Devlet Arşivleri Başkanlığı’na bağlandı. Başkanın bu yeni uygulaması bir özlemdi. Şükür ki Başkan tek bir imza ile arşivlerin birliği kararını aldı ve arşivler konusundaki olumsuzluklardan birisi daha böylece sona erdi.

Bu karar hakikaten alkışlanmaya değer bir karardır.

Şahsen bir tarihçi ve arşivi zaman zaman da olsa kullanan biri olarak Başkan’ın almış olduğu karar sonrasında arşivin daha fazla işlevsellik kazanacağını, mahrum kaldığımız vesikaların kısa bir süre sonra araştırmacılara sunulacağını, bilmediğimiz belgelerin ve bilgilerin farkına varılacağını, tasnif çalışmalarının hızlandırılacağını umuyordum. Askeri arşiv çok önemliydi. Dışişleri Bakanlığı Arşivi hep belli insanların kullanabildiği bir arşiv olmuştu. Artık bunları da kullanabileceğimizi var sayıyordum. Belki benim aradığım ancak bir türlü bulamadığım 1910 İstanbul Sokak Köpekleri katliamının vesikaları da bu vesile ile ortaya çıkacaktı. Başkan’ın imzası ile gerçekleşen durum vesilesiyle mutlu ve arşivin geleceğine dair de umutluydum…

Ama heyhat! Duyduğum haber ile sarsıldım… Hiç bir anlam da veremedim… İstanbul’da Osmanlı Arşivi’nde yıllardan beri çalışan bir arkadaşım aradı… Haberi ondan öğrendim… Arşiv çalışanlarından 250 kadar personeli tasfiye ediyorlarmış… Karar alınmış… Sadece ilgililere tebliğ edilmesi kalmış… Niye, nereye… sorularını sordum. Ben SGK’ya gidiyorum dedi. Bir arkadaşımız da Devlet Tiyatroları’na gönderiliyor…

Ne alaka.. Niye… Bu bir tasfiyedir dedim. Onca yıl arşivde çalışmış, vesikaların tozunu solumuş, göz nurunu belgelerle harmanlamış, artık işin birinci derecede ehli olmuş bu insanlar niye tasfiye edilir ki dedim. Arkadaşım anlamlı bir açıklama yapamadı.

Tasfiye edilenler arasındaki bazı isimleri tanıyordum. Bir zamanalar onlara her er kişinin okuyamayacağı bazı belge ve kitapların latinize edilmesi işini rica etmiştim. Bihakkın işlerini yapmışlardı. Her biri alanında son derece yetkin, dirayetli ve emniyetli insanlardı.

Aslında Başkan’ın imzası ile sair kurumların arşivleri Devlet Arşivleri Başkanlığı şemsiyesi altında toplanınca ben bu hakikaten dirayetli ve alanında son derece bilgili arkadaşların komisyon başkanı yapılabileceğini ve eski-yeni elemanlarla yeni elde edilen tasnif edilmemiş arşiv belgelerinin belli bir mantık silsilesi içerisinde tasniflerinin gerçekleştirilebileceğini düşünmüştüm… Ne de olsa bu arkadaşlar arşive yıllarını vermişler ve kendilerini en güzel şekilde yetiştirmişlerdi… Ama heyhat! Yanılmışım.

Tasfiye kimin fikridir bilmiyorum. Kime ne yararı var… Yetkin insanları kurumdan uzaklaştırmak şeklinde son derece vahim bir kararın gerekçesi nedir onu da bilmiyorum. Gerçi bilmeyen sadece ben değilim, kararı alanların dışında kararın nedenini hiç kimse bilmiyor… Belki bizim bilmediğimiz bir hikmeti vardır! Kim bilir!

Ancak benim aklımın erdiği işi ehline vermektir ve bu ilahi bir düsturdur. Arşivlerin önü açılmışken ona, haksız yere, ket vurmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Böyle bir kararın Başkan ile ilgili olduğunu da doğrusu hiç zannetmiyorum.

Yapılması gereken, bu kadim, kıdemli, uzman, yetkin ve vatanperver insanlardan, eğer varsa çürükleri müstesna, azami derecede yararlanmaktır diye düşünüyorum.

Var mıdır bilmiyorum ama, bu türden vahim hataların tekerrür etmemesi ve emsalsiz derecede tarihi ve milli değeri olan belgelerinden daha fazla yararlanılması amacıyla, Arşiv bünyesinde, fahri ve istişari mahiyetli de olsa, bir Arşiv Danışma Kurulu’nun oluşturulması gerektiğine inananlardanım.

Geçmiş olsun…

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir