ARAP İZZET PAŞA GİBİ KIZI DA FİRAR ETMİŞTİ

Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Reşit El-Maktum’un 31 milyon sterlinle Londra’ya kaçan eşi Prenses Haya’nın haberini okuyunca yakın tarihimizin önemli simalarından biri olan ve Sultan II. Abdülhamid’in hafızası diye anılan, İttihatçıların başının “karabelası” Arap İzzet Paşanın kızı Lem’a Hanımın da benzer bir surette Avrupa’ya kaçması hatırıma geldi.

O zamandan bu zamana değişen galiba sadece isimler olmuştu.

Hayatı aşk ve macera yüklü Lem’a Hanımın, babası Arap İzzet Paşa misali, Avrupa’ya firar edişinin çok kısa hikayesi şudur:

Lem’a El-Âbid Arap İzzet Paşanın kızlarından biriydi. Sultan Abdülhamid tarafından Arap İzzet Paşaya hediye edilen Çerkes Nibrakis Hanımdan İstanbul’da dünyaya gelmişti.

Batı tarzı bir eğitim görmüş, Batı kültürüne ve hayat felsefesine onu bütünüyle benimseyecek ve hatta âşık olacak derecede ilgi duymuştu.

O, karakteri itibarıyla baş edilmesi hakikaten zor biriydi. Babası Arap İzzet Paşanın Avrupa’da yaşamak zorunda kaldığı zamanlarda kendisine bir hayli zorluklar çıkarmıştı.

Arap İzzet Paşa kızı Lem’a Hanımı kardeşi Musul eski valisi Mustafa Paşanın oğlu Muzhir ile evlendirmek istemişti. Ve nihayet düğünün 1913 yılı baharında Mısır’ın İskenderiye şehrinde yapılması kararlaştırılmıştı. O sıralar Avrupa’da bulunan Arap İzzet Paşanın da Marsilya’dan gelerek düğüne katılması kararlaştırılmıştı.

Kuzenler kararlaştırıldığı şekilde evlendirilmişlerdi. Lem’a Hanım Muzhir el-Âbid ile evlendiğinde henüz 17, Muzhir Bey ise 35 yaşındaydı.

Lem’a Hanımın amcazadesi Muzhir Bey ile evlenmesi kendi arzusundan ziyade babası Arap İzzet Paşanın isteği ile gerçekleşmişti. O, düğünden sonra Şam’da ikamet etmeye başlamışsa da gerçekleşen evlilikten hiçbir surette memnun kalmamıştı. Kendisinin ifade ettiğine göre o, kendi iradesi dışında yaşlı bir adamla evlendirilmişti.

Muzhir Bey Şam’ın gayet iyi tanınıp bilinen eşrafındandı. Ancak onun Lem’a Hanımdan başka hanımları da mevcuttu.

Lem’a Hanım düğünden sonra Muzhir Bey ile 8 ay kadar birlikte olmuştu. Ancak bir gece yarısı, bir fırsatını bularak, kendisine eşlik eden iki bayan ile birlikte, eşinden, evinden ve Şam’dan kaçmıştı. Önce Beyrut’a gitmiş, oradan da, Avusturya bandıralı bir vapura binerek, İskenderiye’ye ulaşmıştı.

Muzhir Bey bu nahoş durumun farkına varınca derhal harekete geçmiş, İskenderiye’ye ulaşmış ve Lem’a Hanımı geri dönmesi için bütün yeteneğini kullanarak ikna etmeye çalışmıştı. Maalesef hiç bir sonuç elde edememişti. Geminin Avusturyalı kaptanı rızası olmadığı için Lem’a Hanımı Muzhir Beye teslim etmemişti. Lem’a Hanım akıllılık etmiş, kaçarken yanına mücevherlerini de almıştı. Muzhir Bey 6.250 Sterlin değerindeki bu mücevherleri geri almak istemişse de gemi idaresi mücevherlerin Lem’a Hanıma ait olduğuna kani olarak alınmasına izin vermemişti.

İskenderiye’ye vardıklarında Lem’a Hanımın beraberindeki hanımlar Şam’a geri dönmeye ikna edilmişlerdi. Fakat Lem’a Hanım geri dönmeyi hiçbir surette kabul etmeyerek Avrupa’ya kaçmakta kararlılık göstermişti.

Lem’a Hanım traji-komik bir yolculuk sonrasında Trieste’ye ulaşmış, polis refakatinde karaya çıktıktan sonra bir otele yerleşmişti.

Arap İzzet Paşa durumu haber alınca hemen Trieste’ye geçmiş, kızının kaldığı otele varmıştı. Paşa, Lem’a Hanımı Şam’a geri dönemeye ikna etmek için kendisine çok dil dökmüşse de ikna çabaları bütünüyle sonuçsuz kalmıştı. Şam’a döndüğü takdirde daha hür olacağı vaadine veya baba mirasından mahrum edileceği tehdidine rağmen Lem’a Hanım yine de geri dönmeye rıza göstermemişti.

Lem’a Hanım daha sonra Viyana’ya gitmiş, Ringstrasse adlı otele yerleşmişti. Sonrasında ise eşinden boşanmak üzere mahkemede boy göstermişti. Mahkemede duygulu anlar yaşanmıştı. Sağ elini yukarıya kaldıran Lem’a Hanım, kocası yahut babasının yanına geri dönmektense canına kıyacağına dair Kur’an üzerine yemin etmişti. Dahası, o bu yöndeki kararını mahkeme heyeti önünde defalarca tekrarlamıştı. Geri dönmemekte son derece kararlıydı. Şam’dan ayrılırken mücevherlerini de yanına almıştı. Mahkemede, geçinebilmek için beraberinde getirdiği mücevherleri şayet babası kendisinden geri isterse Türkçe dersleri vermek suretiyle hayatta kalmaya çalışacağını ifade etmişti. Duruşmadaki son sözleri ise “daha fazla baskı ve zorbalık istemiyorum” şeklinde olmuştu.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir