ABDÜLHAMİD’İN HAYVAN MERAKI

Abdülhamid’in hayvanlara karşı olan ilgisi tahta geçmesinden sonra daha farklı bir boyut kazanmıştır. Onun hayvanlara karşı duymuş olduğu ilgi ve alaka saltanata geçmesinden sonra daha da artmıştır. Bu durumun temel nedeni ise diğer hükümdarlar gibi onun da oluşturmaya çalıştığı imaj politikası ile yakından alakalıdır

Sultan II. Abdülhamid dünyanın en büyük hayvan koleksiyoncularından biri olmuştur.

Hayvanlara olan merakını hemen hemen bilmeyen yoktur.

Onun hayvanlara karşı ilgi, sevgi ve merakı, ta gençliğinden itibaren başlayan ve ölünceye kadar da devam eden bir durum arz eder.

Sultan Abdülhamid’in gençlik ve şehzadelik dönemlerinde iyi bir avcı olduğunu, Kağıthane sırtlarında ve İstanbul’un sair yerlerinde at üstünde günlerce dolaştığını, avcılık yaptığını, su kaynaklarını tespit ettiğini ve çoğu kere tabiatla baş başa bir hayat geçirdiğini biliyoruz. Ayrıca onun iyi bir koyun tüccarı olduğuna da vakıfız.

At, koyun, sığır ve kuş Abdülhamid’in bütün hayatı boyunca tabii olarak en ziyade varlığını görüp hissettiği hayvanlar olmuştur.

Ancak Abdülhamid’in hayvanlara karşı olan ilgisi tahta geçmesinden sonra daha farklı bir boyut kazanmıştır. Onun hayvanlara karşı duymuş olduğu ilgi ve alaka saltanata geçmesinden sonra daha da artmıştır. Bu durumun temel nedeni ise diğer hükümdarlar gibi onun da oluşturmaya çalıştığı imaj politikası ile yakından alakalıdır.

Gerek öteden beri süre gelen hayvan sevgisi gerekse hükümdarlar arası cereyan eden algı oluşturma çabası neticesi Yıldız Sarayı’nın bahçesi onun özenle belirleyip dünyanın dört bir köşesinden satın aldırarak toplattığı onlarca evcil ve vahşi hayvana sıcak bir yuva olmuştur. Onun saltanatı döneminde Yıldız Sarayı bahçesi normal bir saray bahçesi olmanın ötesinde adeta zoolojik bir hüviyete kavuşmuştur.

Yıldız Sarayı bahçesi yer alan ve yerli ve yabancı özel bakıcıların nezaretine bırakılan ve her türlü bakımları titizlikle karşılanan bu hayvanlara Sultan Abdülhamid de ayrı bir önem vermiş ve onlarla yakından alakadar olmuştur.

Saray bahçesinde de olsa onca hayvanın bakımı hakikaten zor olmuştur. Hem işi iyi bilmeyi hem de iyi bir organizasyonu gerektirmiştir. Bu durumu sağlayabilmek için hayvanların bakımını yapıp sağlıklarını kollayacak yerli ve yabancı işin ehli bir hayli insan görevlendirilmiştir. Bu anlamda görevlendirilmiş olan şahsiyetlerden biri de Avusturya asıllı Dr. Heinrich Schaefer olmuştur.

Dr. Heinrich Schaefer’in sonraki zamanlarda vermiş olduğu bilgilere göre Abdülhamid’in iktidarı yıllarında Yıldız Sarayı bahçesinde:

8 aslan

6 kaplan

4 sırtlan

40 maymun

8 misk geyiği

2 orangutan

600 geyik

60 ren geyiği

40 kurt

4 dağ keçisi

2 zürafa

8 su samuru

400 sığır

160 kara sığır

40 boğa

40  öküz

200 Mısır camızı

18 zebra

3.500 at

80 deve

200 Ankara kedisi

12 İran kedisi olmak üzere toplamda 1.500 kedi

500 yabani ve ada tavşanı

200 flamingo

50 gaz

50 kuğu

30 pelikan

600 tavuk

100 sülün

10 tavus kuşu

6.000 güvercin ve kumru

200 papağan

150 kanarya

20 kakadu

200 yılan

400 diğer çeşitlerden hayvan bulunmaktaydı.

Sultan Abdülhamid bu hayvanların büyük bir kısmını dünyanın dört bir tarafından özel olarak satın almıştı.

Ayrıca bu hayvanlardan bir kısmı Japon İmparatoru, Alman İmparatoru, Yemen Hükümdarı, Fas ve İngiltere Kralları, Rus Çarı ve daha birçok kral ve hükümdar tarafından kendisine hediye edilmişti.

Sultan Abdülhamid, kendisine muhtelif cinsten hediye edilen hayvanları kabul ettiği gibi  kendisi de değişik türden hayvanları hem yabancı krallar ve hükümdarlara hem de İstanbul’daki kendi bürokratlarından bazılarına hediye ederdi.

O bütün hayvanlara karşı genel bir muhabbet duymakla birlikte evcil hayvanlar arasında   atları, papağanları, köpekleri, kedileri ve kuşları daha ziyade sevmekteydi. Örneğin Fersan, onun en çok sevdiği atının adıydı. Papağanı ise daima odasında ve yanındaydı. Atlara düşkün olan Abdülhamid sevdiği ve itimat ettiği insanlara da at hediye ederdi. İyi bir maliyeci ve hesap uzmanı olan ve kendi özel mallarının da idarecisi konumunda bulunan Agop Gazzazyan Paşa’ya da kır bir at hediye etmişti. Ancak Gazzazyan Paşa sonraki zamanlarda attan düşüp ölmüştü.

Sultan Abdülhamid’in, mesela Alman İmparatoru Wilhelm’in hediye ettikleri yahut kendisinin satın alıp Yıldız Sarayı bahçesinde muhafaza ettiği özel ve özellikli köpekleri de vardı. Ayrıca onun sokak köpeklerine karşı büyük bir merhameti söz konusuydu.

İstanbul’un sokak köpekleri Osmanlı tarihi boyunca herhalde en rahat ve en asude dönemlerini onun saltanatı yıllarında yaşamışlardı. O, Avrupa’daki çağdaşı krallar ve hükümdarların aksine, sokak köpeklerine itibar edip değer vermişti. Bu anlamda daha ziyade köpekler arasında görülen kuduz hastalığına çare bulmak ve kuduz hastalığına yakalanan köpekleri tek tek veya toplu halde öldürmek yerine onları tedavi ederek sağlıklarına kavuşturmak üzere Pasteur’ü İstanbul’a davet etmişti. Pasteur’ün İstanbul’a yerleşip araştırmalarını orada sürdürmeyi kabul etmemesi üzerine ise Paris’teki Pasteur Enstitüsü’ne 10.000 lira kadar maddi yardımda bulunmuş ve ihtisas görmeleri için muayyen şahısları Paris’teki Pasteur Enstitüsü’ne göndermişti.

Abdülhamid devrinde, genel olarak sağlık teşkilatındaki iyileşme ve yenileşmelere ilaveten, gerek İstanbul’da gerekse imparatorluğun muhtelif şehirlerinde kuduz hastalığı ile mücadele etme ve bu hastalığa yakalanmış olan insanları ve başta köpekler olmak üzere diğer hayvanları tedavi etme arayışı içerisine girilmiştir. Bu anlamda örneğin Pasteur Enstitüsü uzmanlarından Bay Remlinger’in İstanbul’a gelmesi sağlanmış ve kuduz hastalığına yakalanan sokak köpeklerinin tedavilerinin yapılmasına öncülük etmesi için kendisine yüksek maaşlar ödenmiş ve İstanbul’da açılan Pasteur Enstitüsü’ne müdür olarak atanmıştır.

Sultan Abdülhamid’in merak ve ilgi ile Yıldız Sarayı bahçesinde topladığı hayvanlar ırk, cins, renk, kıymet ve değerleri bakımından son derece seçkin ve özeldi. Ancak 31 Mart 1909 hadisesinin yaşanmasından sonra Yıldız Yağması ile birlikte bu hayvanlar da talan ve telef edilmişlerdi.

Kendisinden sonra tahta geçen padişahlar Sultan Abdülhamid’in hayvan hobisini devam ettirememişlerse de hanedan üyelerinin her birinin elinde kendilerine has miktarda her daim hayvanları mevcut olmuştur. Hanedan’ın elindeki seçkin ve iyi cinsten olan hayvanlar hilafetin kaldırıldığı ve Hanedan üyelerinin sınır dışı edildiği tarihlerde devlet çiftliklerinde damızlık olarak kullanılmak üzere devletçe müsadere edilmişlerdi.

Ancak ne bu yönde alınan kararın yasalaştırılması ne de hayvanların devletleştirilmiş olması onları sonu meçhul bir maceraya sevk olunmaktan kurtaramamıştı.

Acaba Belgrat ormanlarında zaman zaman haber konusu olan yahut İstanbul’da sağda solda kanat çırpıp uçan papağanlar ve öteki cinsten hayvanlar Yıldız Yağması’ndan arta kalanlar mıdır bilinmez…

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir