ABDÜLHAMİD’İN BAHTLARI PARLAK GARDİYANLARI…

Sultan Abdülhamid 31 Mart hadisesi sonrasında tahttan indirilince İstanbul’da tutulmamış Selanik’e gönderilmişti.

Onun gerek Selanik’e sevki sırasında gerekse Selanik’te Alatini Köşkü ve yine gerekse İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda murakabe altında tutulduğu sırada bir dizi isim ona gardiyanlık etmişti.

Selanik’te Alatini Köşkü’nde ve İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda olup Abdülhamid ve ailesini içeriden ve dışarıdan muhafaza ile görevlendirilmiş olanlardan adları ve soyadları tespit olunabilenler şöyledir:

  1. Binbaşı Ali Fethi [Okyar]
  2. Kolağası Abdullah
  3. Kolağası Hakkı
  4. Kolağası İbrahim Çolak
  5. Kolağası Kazım
  6. Kolağası Kel Ali [Çetinkaya]
  7. Kolağası Ömer Naci
  8. Kolağası Rasim Celalettin [Öztekin]
  9. Kolağası Süleyman Fehmi [Tunçay]
  10. Kolağası Şerif
  11. Kolağası Tevfik
  12. Kolağası Zekeriya
  13. Kolağası Zünnun
  14. KolağasıAhmet Fuad [Bulca]
  15. Mülazım (Topçu veya Tayyareci Kürt) Salim
  16. Mülazım Ali Rahmi
  17. Mülazım Celal
  18. Mülazım Davud
  19. Mülazım Emin
  20. Mülazım Fikri
  21. Mülazım Hüseyin Hicranî
  22. Mülazım Mahmud [Soydan]
  23. Mülazım Mahmut Esat
  24. Mülazım Osman
  25. Mülazım Reşad
  26. Mülazım Salim
  27. Mülazım Şevket
  28. Mülazım Vasıf [Çınay]
  29. Mülazım-ı Evvel Salih [Bozok]
  30. Mülazım Nuri [Conker]
  31. Mülazım Tahsin
  32. Polis Komiseri İhsan

Ali Fethi Okyar

Ali Fethi Okyar Bey Sultan Abdülhamid’i tahttan indirilmesinden sonra gecenin bir vaktinde Sirkeci Tren İstasyonu’nda özel olarak bekletilen tren ile Selanik’e götürmekle sorumlu tutulmuştu. Kendisine Selanik’e kadar eşlik etti, onu ve ailesini Alatini Köşkü’ne yerleştirdi, gerek Selanik’teki gerekse İstanbul’daki idari makamlar ile temas halinde Abdülhamid’in güvenliğinden sorumlu Başmuhafız olarak Selanik’te görev yaptı.

Yaklaşık 3.5 ay boyunca Selanik’te Abdülhamid’in Muhafız Kumandanlığı vazifesini icra Ali Fethi Okyar Bey Paris Ateşemiliterliği’ne atanması üzerine söz konusu görevinden ayrıldı.

Abdülhamid’in muhafızları içerisinde onu muhafaza görevinden ilk ayrılanı ve terfi edeni Ali Fethi Okyar Bey oldu.

Ali Fethi Beyin Muhafız Kumandanlığı’ndan ayrılmasına Abdülhamid çok üzülmüş, kendisini hep takdir ve teşekkürle yâd etmiştir….

Ali Fethi Bey Üçüncü Ordu mensup bir subay olarak görev yaptığı yıllarda İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanışmış ve önde gelen İttihatçı bir isim olmuştu.

İttihat ve Terakki’den Dördüncü ve Beşinci Dönem’de Meclis-i Mebusan İstanbul mebusluğu, Paris Sefirliği Askeri Ataşemiliterliğinde bulunan, İkinci Meşrutiyet beyannamesini yazan ve İttihat ve Terakki Fırkası Umumi Kâtipliği görevinde bulunan Ali Fethi Okyar Sofya Sefirliği, Dâhiliye Nazırlığı, Hürriyetperver Avam Fırkası kurucusu ve reisliği, Minber gazetesi kurucusu ve başyazarlığı, İstanbul milletvekili, Dâhiliye Vekili, TBMM İcra Vekilleri Heyeti Reisliğinde bulundu. Ali Fethi Bey Cumhuriyet’in ilanı sonrasında ise TBMM Reisliği, Başbakanlık, Müdafaa-i Milliye Vekilliği, Paris Büyükelçiliği, Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruculuğu, Londra Büyükelçiliği… görevlerinde bulundu. Kendisine “Okyar” soyadını bizzat Mustafa Kemal Atatürk verdi.

Ali Çetinkaya

Kolağası Kel Ali yani Ali Çetinkaya, Abdülhamid’in İstanbul’dan Selanik’e gönderilişi sırasında Ali Fethi Beyin yardımcısı konumundaydı. Selanik’te Abdülhamid’in Muhafız Kumandanlığı vazifesi sırasında o da Ali Fethi Okyar beyin yardımcısı olarak Muhafız Kumandanlığı Yardımcılığı görevinde bulundu.

Sonraki zamanlarda Ali Çetinkaya Mustafa Kemal ve Enver Paşalar ile birlikte Trablusgarp’ta bulundu, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı sırasında görev yaptı.

1919 yılında Afyon Karahisar’dan milletvekili seçilen Ali Çetinkaya 1920’de son Osmanlı Meclis-i Mebusanında vekil olarak görev yaptı. Hem bir asker olarak hem de bir devlet adamı sıfatıyla Cumhuriyet döneminde Türk siyasal hayatına belirgin bir surette etkide bulundu. Bayındırlık Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı görevlerini getirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ulaştırma Bakanı Ali Çetinkaya oldu. Ali Çetinkaya’yı Cumhuriyet döneminde yapmış olduğu namlı işlerden, hususiyle de Ankara İstiklal Mahkemesi üyesi ve başkanı sıfatıyla icra ettiği görevlerden ötürü hemen bütün Anadolu halkı yakından tanıyıp bildi.

Rasim Celaleddin Öztekin

Ondördüncü Topçu Alayı Birinci Tabur Kumandanı Kolağası (Yüzbaşı ile Binbaşı arası bir rütbe) Rasim Celaleddin Bey, Abdülhamid’in Selanik’teki muhafızlarından biriydi. Fethi Okyar Beyden sonra Abdülhamid’i murakabe etmekle görevli Muhafız Kumandanlığına, 1 Haziran 1909’da, Rasim Öztekin Bey getirildi.[1]

Abdülhamid 2 Kasım 1912’de İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’na getirilince Rasim Bey, Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı olarak, Beylerbeyi Sarayı Muhafız Kıtası Komutanlığı görevini icra etti. Bu görevini Abdülhamid’in 10 Şubat 1918’de vefatına kadar da devam ettirdi.

Abdülhamid’in Rasim Bey için; “Rasim Beyi severim. Bazen papadan ziyade papa, kraldan ziyade kral taraftarı olur.” Demiş, “sert bir askerdi ama terbiyeli” idi diye de ilave etmişti.[2]

Rasim Celaleddin Bey Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarına ve TBMM’nin açılmasından hemen sonra, Mayıs 1920’de, Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Mustafa Kemal’in isteği ile 10 Ağustos 1920’de Cebelibereket(Osmaniye) mebusu olarak seçilip Meclis’e girdi. Milli Savunma ve Bayındırlık komisyonlarında çalıştı. Bayındırlık Komisyonu Başkanlığı yaptı. İkinci ve Üçüncü Dönem Ertuğrul (Bilecik) milletvekili seçildi. Dördüncü Dönem’de ise Kütahya’dan milletvekili oldu.[3]

Bir ara Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasında bulunmuşsa da Cumhuriyet Halk Partisi’ne geri döndü.

Mülazım Vasıf [Çınay]

Vasıf Bey Abdülhamid’in Selanik günlerinde olduğu gibi İstanbul Beylerbeyi Sarayı’ndaki murakabesi sırasında da kendisine muhafızlık etti. Selanik’te 1910’da, Abdülhamid’in muhafızlığı sırasında, İtalyan Mason Cemiyeti’ne üye oldu.  Abdülhamid’in vefatından sonra Cumhuriyet döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün değişik birimlerinde vazife yaptı. Buradaki görevini Emniyet Genel Müdür Vekilliği şeklinde tamamladı.

Sultan Abdülhamid’e dair (Bir kopyası bende de bulunan “Sultan Abdülhamid’in Muhafızıydım” adıyla) hatıralarını kaleme aldı. Ama yayınlanmadı.

Vasıf Bey TBMM Üçüncü, Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Dönem Malatya Milletvekili olarak vazife yaptı.

Salih Bozok

1881’de Selanik’te doğan Salih Bozok Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı olması yanında kan birliğine dayanan bir dostluğunda sahibiydi.[4]

Mezuniyeti sonrası İskeçe’de görev yaptığı sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti ile temas kurdu.

1910’da kayınbiraderi Nuri Beyin okul müdürü olduğu Selanik’te yeni açılan Türk Zabit Mektebi’nde öğretmenlik yaptı.

Bir müddet burada görev yaptıktan sonra, İttihat ve Terakki’nin güvenilir üyelerinden biri olarak, Selanik Alatini köşkünde sürgünde bulunan Abdülhamid’in muhafızlığına getirildi.[5]

Torununun rivayet ettiğine göre; “İttihat ve Terakki Selanik’te gözaltında tuttuğu Abdülhamit’in öldürülmesine karar vermiş, infazı gerçekleştirecek ve kurayla belirlenecek subay Abdülhamid’i öldürdükten sonra intihar edecekmiş. Bozok; ‘kuraya gerek yok’ diyerek gönüllü olmuş, ailesiyle vedalaşmış ama son anda emir geri alınmış.”[6]

Salih Bozok’un Abdülhamid’in muhafızlığına atanması, torununun beyanı aksine, Alatini Köşkü’nde görev yapan muhafızlardan Kürt Salih’in balkonda bulunduğu sırada ateş ederek Abdülhamid’i öldürmeye teşebbüs etmesi ve dolayısıyla görevinden alınması üzerine söz konusu olmuştu.

Salih Bey, Selanik’te Ordu Köşkü (Alatini Köşkü)’ndeki muhafızlık görevini Mahmut Soydan Bey ve Vasıf Çınay Beylerle birlikte, Abdülhamid’in dâhili muhafızı olarak yerine getirdi. Balkan Savaşı’nın başlamasına kadar da Selanik’te bulundu.[7]

Selanik’in tehlikeye düşmesi üzerine Abdülhamid’in Alman sefaretinin Loreley adlı gemisi ile İstanbul’a getirilmesi üzerine Salih Bey de bilahare İstanbul’a geldi.[8]

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Müttefik devletlerin Çanakkale Boğazı’nı zorlamaları İttihatçıları endişeye sevk etti. Hükümet’in İstanbul’u terk etme hazırlıkları kapsamında Sultan Abdülhamid’in de bir başka şehre nakli gündeme geldi. Abdülhamid’in Bursa’ya gönderilmesine karar verildi. Salih Bey ve diğer bazı muhafızlar ve aileleri, Abdülhamid’den evvel Bursa’ya gitti. Ancak düşman tarafından Çanakkale geçilemeyince Abdülhamid’in Bursa’ya nakli hazırlıklarından vazgeçildi. Muhafız subayların aileleri de tekrar İstanbul’a geri döndü.[9]

Salih Bozok, Mustafa Kemal’in isteği üzerine, Diyarbakır’da görevlendirildi. Ve yine Mustafa Kemal’in talebi ile kendisine yaver oldu. Fakat bir süre sonra Enver Paşa tarafından emekliye sevk edildiğinde askerlik mesleği sona erdi.

Mustafa Kemal Paşa meclis başkanı seçilince Bozok’u tekrar yanına aldı ve onu kendisine yaver yaptı. Ayrıca onu TBMM’nin İkinci Dönemi için yapılan seçimde Yozgat’tan aday gösterip milletvekili olarak seçilmesini sağladı.

Salih Bey Milli Savunma Komisyonu’nda üyelik yaptı. 1924’te İş Bankası kurucuları arasında yer aldı ve İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi olarak bulundu.[10]

Atatürk’ün öldüğü gün o da kendisini vurdu. Ancak yarası ölümcül olmadığından ölmedi. Dördüncü Döneme kadar Yozgat, daha sonrasında ise Bilecik milletvekili olarak TBMM’de görev yaptı.[11]

Salih Bey, Atatürk’ün hayatı boyunca onunla birlikte olan biriydi. Belki de yegâne dostu ve hayatının en mahrem tanığıydı.

O, Mustafa Kemal’e olan yakınlığı, hayranlığı ve bağlılığı için diyor ki:

“Ben Mustafa Kemal Paşa’nın sadece arkadaşı, dostu değil, hayranı idim. Başka yapıda insan olduğu ilk bakışta belli oluyordu. Bakışları başkaydı, düşünceleri başkaydı, insan münasebetleri başkaydı; velhasıl o kadar başkaydı ki, tanıyanlar ya ateşböcekleri gibi ışığına pervane kesiliyorlar, ya da çekilip gidiyorlardı. Ben pervane kesilenlerdenim.

Ona inanıyordum! Önümdeki uçuruma “atla” dese, hiç düşünmez atlardım; hem de ölmeyeceğime inanarak!.. Çünkü Mustafa Kemal Paşa benim arkadaşımdı, dostumdu, kötülüğümü dünyada istemezdi. O, bana “şu uçuruma atla” diyorsa bir bildiği vardı elbet. Önlemini almıştı besbelli ki bana atla diyordu… İşte böyle görüyordum Mustafa Kemal Paşa’yı, işte böyle inanıyordum…

Koca bir kırk yılı birlikte geçirmiştik Mustafa Kemal Paşa ile… O buyurdu ben yaptım. Gölgesi gibi yanı başındaydım hep. Kırk yıl bu, dile kolay… Azarladığı da oldu, koltukladığı da. Ama Allah şahit hiçbir gün kalbimi kırmadı.

Gizlisi saklısı bendedir; bütün sırları, mektupları, gizlenmiş öfkeleri, yaşanmış sevinçleri bendedir.

Bugün, 1941 yılının ilk günü…

60 yaşındayım…

Dünyadan ne umuyorsam, ne bekliyorsam bunların hepsini fazlasıyla elde ettim. Mustafa Kemal Paşa sayesinde yaşadım ve her şeye kavuştum. Şimdi samimiyetle söyleyeyim ki artık yaşamaktan, Mustafa Kemal’in olmadığı bir dünyada yaşamaktan, hiç mi hiç zevk almıyorum.

Bana ölenle ölünmez diyorlar. Ben ölenle ölmüyorum ki… Yaşayamadığım için ölüyorum! Siz oksijensiz bir dünyada yaşayabilir misiniz? İşte Mustafa Kemal Paşa benim hayatım için bir oksijendi!…

Bugüne kadar geçen hayatımı nasıl Mustafa Kemal’e adamışsam, bundan böyle geçecek hayatımı da Mustafa Kemal’in buyruğunda geçirmeliyim”[12]

Salih Bozok Bey, Mustafa Kemal’in ölümünden sonra sadece 2.5 yıl yaşadı. 1941 yılı Nisanında kalp krizi geçirdi ve nihayet çok sevdiği Ata’sına olan hasreti sona erdi.[13]

Nuri Conker

İttihat ve Terakki’nin güvenilir üyelerinden biriydi. Salih Bozok’un da kayınbiraderiydi.

Sultan Abdülhamit, Selanik’ten Beylerbeyi Sarayı’na getirilince, İttihat ve Terakki’nin güvenilir üyelerinden biri olarak, Salih Bozok gibi o da Abdülhamid’e muhafız tayin edildi.[14]

Balkan Savaşlarına katıldı, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’de yer aldı. Çeşitli görevlerde bulundu. TBMM tarafından Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi. 1923 – 1937 yılları arasında Kütahya ve Gaziantep milletvekili olarak mecliste yer aldı.

Mahmut Soydan

Asker, siyaset adamı, milletvekili, gazeteci ve yazar şeklindeki bir kimliğin sahibidir.

İçerik itibarıyla Milli Mücadele tarihine dair notları ihtiva etmekte olan “Ankaralı’nın Defteri” Soydan’a aittir.

Mahmut Bey Harp Okulu’ndan mezun oldu.

Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra, henüz mülazım rütbesinde iken, onun muhafız subaylığına atandı.[15] Balkan Savaşı sırasında Abdülhamit’le birlikte İstanbul’a geldi.

Gerek Selanik’te gerekse Beylerbeyi Sarayı’nda Şehzade Âbid Efendinin hususi hocası oldu.[16]

Abdülhamid’in diğer muhafızları gibi Soydan da Anadolu’ya geçti ve Mustafa Kemal Paşa’nın refakat subayı oldu.

TBMM Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliği’nde bulundu. Yazı konusundaki yeteneği fark edilince Hâkimiyet-i Milliye’nin sahipliğini üstlendi ve yazı işleri müdürlüğünü yürüttü.

İkinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci dönemlerde Siirt’ten CHP milletvekili seçildi ve dolayısıyla da 1923 yılından vefatına kadar milletvekilli olarak TBMM’de görev yaptı.

Terakkiperver Cumhuriyet ve Serbest Cumhuriyet Fırkalarına karşı oldukça sert bir muhalefet yürüttü.

Türkiye İş Bankası’nın kurucuları arasında yer aldı, vefatına kadar da bankanın ilk yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptı.

Ulus, Tan gazeteleri ile 1926’da İstanbul’da Milliyet gazetelerini kurdu ve başyazarlığında bulundu.

Rıza Nur’un ifadesine bakılacak olursa; “Siirt mebusu, para vurgunundan başka bir işi yoktu.”[17]

Fuat Bulca

Fuat Bey de Beylerbeyi Sarayı’nda bulunan Beylerbeyi Sarayı Muhafız Bölük Komutanlığı’nda Abdülhamid’in muhafızı olarak görev yapmıştı.[18]

1927’de askerlikten emekli oldu. Sonrasında ise Tayyare Cemiyeti Başkanlığı, TBMM İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Dönem Rize, Beşinci Dönem Çoruh Milletvekilliği ve İkinci Dönem Divân-ı Riyaset İdare Amirliği görevlerinde bulundu. Kırmızı şeritli İstiklal Madalyasına layık görüldü.

Zünnun Bey

Selanik’te Alatini köşkünde Sultan Abdülhamid ve maiyetinin muhafızlığı ile görevlendirilenler arasında yer alan isimlerden birisi de Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinden biri olan Süvari Yüzbaşı Debreli Zünnun Bey oldu.[19]

Mülazim Tahsin

Mülazim Tahsin, kendi deyimiyle “Abdülhamit yönetimine karşı nefreti” bulunan biri olarak onun Selanik günlerinde muhafızlığında bulundu. Zira 31 Mart vakası sonucunda Sultan Abdülhamit’in Selanik’teki Alatini Köşkünde ikamete mecbur edilmesi ile Tahsin Bey bu eski hükümdara ev sahipliği yapmak durumunda kaldı.

Tahsin Bey Hareket Ordusunca görülen lüzum üzerine 1909 Mayıs’ında Selanik’e gönderilen Abdülhamit’in muhafızı olarak değil ama iaşesinden ve barındırılmasından sorumlu tutulmuştu. Tahsin Beyin çocukluk günlerinden itibaren ismini işittiği, kendisine karşı çalışırken hapishaneye düştüğü ve kendisinin sürgün iradesini imzalamış bulunan bir padişah ile sonraki zamanlarda yüz yüze gelmiş olması kendisi için apayrı bir tecrübe oluşturmuştu. Tahsin Bey Alatini Köşkü’ne gelen Abdülhamit’i karşılarken büyük bir heyecan duymuştu.[20]

Sultan Abdülhamid’i Selanik ve İstanbul’da murakabe eden ve kendisine muhafızlık edenler hiç şüphesiz ki sıradan kimseler değildi. Salih Bozk’un anılarında da ifade ettiği üzere, esasen bu isimler birbirlerini gayet iyi tanımakta olup askerî sınıftan İttihatçı fikriyattaki arkadaşlardı.

Öncelikle büyük bir ekseriyeti; Mustafa Kemal Atatürk, Fuat Bulca, Nuri Conker, Fethi Okyar, Ömer Naci, Salih Bozok… Manastır Askeri İdadisi’nden mezundu. Hemen hepsi aynı dönemin ve hatta aynı sınıfın öğrencileriydi. Birbirlerini çok iyi tanımakta ve yakinen bilmektelerdi. Hepsi birbiriyle arkadaştı. Ve hatta bir kısmı akrabaydı. Salih Bozok, örneğin, okul arkadaşlarından Nuri Conker’in kız kardeşi ile evlenmişti. Nuri Conker ile Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük dedeleri aynı şahıstı.[21]

Mustafa Kemal Paşa, Başmuhafız Rasim Öztekin Beyi, Vasıf Çınay’ı, Mahmut Soydan’ı, Salih Bozok’u, Nuri Conker’i, Ali Çetinkaya’yı, Tahsin Üzer’i… muhafızlık eden isimlerin büyük bir ekseriyetini yakinen tanımakta ve bilmekteydi. Selanik onlar için sadece bir şehir, bir eğitim yeri değil, arkadaşlık ve dostluğun ilk adımlarının da atıldığı ve ortak bir kaderin paylaşılmaya başlandığı bir yerdi.[22] Nuri Conker’in 1938 Ocağında ölümü Mustafa Kemal’in, en yakın dostu, çocukluk arkadaşı olması hasebiyle, kendisini fazlası ile üzmüştü.[23] Nuri Conker, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluk ve silah arkadaşı olup, kendisiyle senli benli konuşup, ona “Kemal” diye hitap edebilen ikinci kişiydi.

Abdülhamid’in muhafızların yine büyük bir ekseriyeti sadece Manastır Askeri İdadisi yahut Selinik’te değil, Fethi Okyar, Fuat Bulca, Nuri Conker, Ali Çetinkaya ve daha başkaları Trablusgarp’ta, Enver ve Mustafa Kemal Paşalarla birlikte olmuşlardı. Salih Bozok gibi olmak isteyip de Trablusgarp’ta olamayanlar da vardı. Ama ruhen hep beraberlerdi.

Abdülhamid’in murakabesi için görevlendirilmiş bulunan muhafızların her birinin, muhakkak ki gözü oldukça pekti, her biri pek tabii ki oldukça mutemet birer İttihatçıydı. Selanik vilayeti Merkez heyeti genel olarak Yüzbaşı Rasim Öztekin’in bahçe içindeki tek katlı ve müstakil suretteki kâgir evinde yatsıdan sonra toplanırdı. Rasim Beyin evindeki toplantılar Şemsi Paşanın Manastır’a memur edilmesine kadar devam etmişti. Bilahare söz konusu toplantının zamanı, geceleri yerine, gündüze çevrilmiş ve Erkânı Harp Binbaşısı Ali Fethi Okyar Beyin evinde devam etmeye başlamıştı. Hemen her sabah iki saat süre ile toplantı yapılır, müzakerelerden sonra herkes işinin başına giderdi.[24]

Ali Çetinkaya İttihatçıların fazlaca güvendiği subaylardan biriydi. Dönemin pek çok subayı gibi o da İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne mensuptu. Abdülhamid’in tahttan indirilmesini sağlayan harekât Ordusu’nda görev yapmıştı. Tahttan indirildikten sonra da onun muhafazasına memur edilmişti. Ali Çetinkaya’nın Abdülhamid’in muhafazasına memur edilen hususi suretteki birliğin komutan yardımcılığına atanmış olması İttihatçıların kendisine tam bir güven duyduklarının da en aşikâr deliliydi.[25]

Ali Fethi Okyar ve Binbaşı Fuat Bulca gibileri, pek muhtemeldir ki, Teşkilat-ı Mahsusa üyesiydi. Vasıf Çınay gibi içlerinde mason locası üyeliğine sahip olanlar da vardı.

Abdülhamid’in vefatından sonra onun muhafızlığını yapan isimler Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Milli Mücadele ve nihayet TBMM’de de büyük ekseriyetle yine birlikte bulunmuşlardı. Mustafa Kemal ile Selanik’ten tanışmakta olan, örneğin, Başyaver Salih Bozok ve Refakat Subayı Yüzbaşı Mahmut Soydan, 24-25 Ağustos 1922 Büyük Taarruz günleri sırasında Başkumandanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Batı Cephesi Komutanlığı ve Birinci Ordu Komutanlığı’nın müştereken karargâh binası olarak kullandıkları Hacı Veli Konağı’nda da Mustafa Kemal ile aynı yerdelerdi.

Sultan Abdülhamid kimilerine göre “Kızıl Sultan”dı, kimilerine göre ise “Ulu Hakan”dı.

Ama ne garip!

Abdülhamid’i tahttan indirenlerin önemli bir kısmı, daha Abdülhamid hayatta iken, hayatlarını kaybetmişlerdi.

  • Mahmut Şevket Paşa
  • Nazım Paşa
  • Resneli Niyazi
  • Enver Paşa
  • Talat Paşa
  • Cemal Paşa
  • Esat Toptani

Ve daha ziyade suikasta kurban giden daha başkaları.

Ne garip!

Abdülhamid’in muhafızlarının hemen hepsi Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içerisinde yer almışlar, önemli makamlara yükselmişler, mühim vazifeler ifa ve icra etmişler ve nihayet ölünceye kadar milletvekilliği görevinde bulunmuşlardı.

Kim bilir! Belki de hayatta de hiçbir şey tesadüfî değildir! Tıpkı Salih Bozok’un ifade ettiği gibi:

…1908’de hürriyetin ilanından sonra… Selanik’te meşhur Olimpos Gazinosu’nda oturdukları bir akşam, Mustafa Kemal sofradaki dostlarına ileride nasıl iktidara geleceğini anlatır. Sonra da orada bulunanlara gelecekteki görevlerini açıklar. Masadakiler; Fuat Bulca, Nuri Conker, Fethi Okyar ve Salih Bozok hayretle izler onu. Herkese görev bölümü yapıldıktan sonra, sıra Bozok’a gelince;

  • Salih der seninle hiç ayrılmayacağız. Seni kendime yaver yapacağım.

Masadakiler sorar:

  • Peki sen ne olacaksın?

Yanıt kısadır:

  • Ben, size bu görevleri verecek adam olacağım.[26]

[1] Rıza Nur Hayat ve Hatıratım, c. II, Altındağ Yayınevi, İstanbul 1967, s. 304.

[2] Âtıf Hüseyin Bey, s. 351.

[3] Volkan Payaslı, I. Dönem TBMM’de Cebel-i Bereket Milletvekilleri ve Siyasi Faaliyetleri Üzerine Bir Değerlendirme,  S. Tarih Okulu Dergisi (TOD), Haziran 2018, Yıl 11, Sayı XXXIV, s. 751: http://Dx.Doi.Org/10.14225/Joh1265

[4] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 76.

[5] Rıza Nur Hayat ve Hatıratım, c. II, Altındağ Yayınevi, İstanbul 1967, s. 304.

[6] http://salihbozok.blogspot.com/2013/10/ataturkun-yaveri-salih-bozokun-torunu.html

[7] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 77.

[8] Salih Bozok, Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Can Dündar

Doğan Kitapçılık, 1. Baskı, İstanbul 2001, s. 45.

[9] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 78.

[10] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 76.

[11] Üsküdarlı Meşhurlar Ansiklopedisi, İstanbul 2012, s. 109.

[12] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 80-81.

[13] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 76.

[14] Andrew Mango, Atatürk, Türkçesi: Füsun Doruker, Yeni Binyıl, İstanbul 1999, s. 537.

[15] Rıza Nur Hayat ve Hatıratım, c. II, Altındağ Yayınevi, İstanbul 1967, s. 304.

[16] Rıdvan Kızılkaya, Türk Siyasi Hayatında Mahmut Soydan (Hayatı, Faaliyetleri ve Düşünce Dünyası), İstanbul 2020.

[17] Rıza Nur Hayat ve Hatıratım, c. II, Altındağ Yayınevi, İstanbul 1967, s. 304.

[18] Salih Bozok, Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Can Dündar

Doğan Kitapçılık, 1. Baskı, İstanbul 2001, s. 49.

[19] Mehmet Aydın, Yöneticiler İçin Yeni Bir Bakış İkinci Abdülhamid Han’ın Liderlik Sırları, Gümüş Ofset, s. 89.

[20] Ender Korkmaz, Tahsin Uzer’in Yaşamı ve Faaliyetleri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2011, s. 16, 69.

[21] Serkan Özmen, Atatürk’ün Yaverleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011, s. 74.

[22] Salih Bozok, Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Can Dündar, Doğan Kitapçılık, 1. Baskı, İstanbul 2001, s. 56.

[23] Andrew Mango, Atatürk, Türkçesi: Füsun Doruker, Yeni Binyıl, İstanbul 1999, s. 499.

[24] Süleyman Kâni İrtem, Saray ve Babıali’nin İç Yüzü, Tefrika no 98, Akşam, 1 Mart 1938.

[25] Mustafa Balcıoğlu, Ölümünün 48. Yılıdönümünde Ali Çetinkaya, s. 566: https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Mustafa-BALCIO%c4%9eLU-%c3%96l%c3%bcm%c3%bcn%c3%bcn-48.-Y%c4%b1ld%c3%b6n%c3%bcm%c3%bcnde-Ali-%c3%87etinkaya.pdf

[26] Salih Bozok, Yaveri Atatürk’ü Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Can Dündar

Doğan Kitapçılık, 1. Baskı, İstanbul 2001, s. 10.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir