ABDÜLHAMİD, ATATÜRK VE MİLLİ PİYANGO

Piyango denince akla yılbaşı; yılbaşı denince de akla piyango gelir. Bugün Türkiye’de maalesef Millî Piyango ile yılbaşı özdeşleşmiş bir durumda. Toplum böyle bir çağrışımla tam anlamı ile bütünleşmiş bir halde.

Piyango bizde fakir olan devletin fakirliğine çare olması için başvurduğu bir araç, fakir vatandaşın da ümit kapısı oldu hep. Ne de olsa ümit fakirin ekmeğidir demişler. Velhasıl Millî Piyango çekilişleri toplumunun sosyal ve kültürel hayatının yerleşik bir parçası halini kazanmış durumda.

Günümüzde hala piyango çekilişleri yapılıyor ve bu çekilişler devlet eli ile gerçekleştiriliyorsa bu uygulama o devletin fakirliğinin ve o milletin yoksulluğunun devam ettiğinin en bariz göstergesi demektir. Bir devlet ve millet, kurtuluşun gerçekleşmesi, ümidin tahakkuku veya en azından biraz soluklanmanın kolay bir yolu olarak piyangodan medet umuyorsa, ondan gelecek paraya bel bağlamış, piyangodaki şansa odaklanmışsa, o devlet ve millet boyutunda fakirlik de had safhaya ulaşmış haldedir.

Millî Piyango’nun yani fakirliğimizin tarihi Cumhuriyet’ten çok daha eskidir. Anadolu topraklarında düzenlenen ilk piyango çekilişi İzmir’de 1836 yılında gerçekleştirilmiştir. Sonrasında ise İstanbul’a da taşınmıştır.

İstanbul’da piyangonun ilk çekiliş yeri ise daha ziyade ecnebilerin ikamet ettiği ve Avrupalıların gelip gittiği Pera olmuştur. Pera’da piyango usulü satılmak istenen bir ev o tarihlerde hemen herkesin ilgisini çekmiştir.

Piyango ve piyango çekilişlerinin devlet ve millet ekseninde algılanma biçimi de, dün ve bugün itibarıyla, birbirinden oldukça farklıdır.

Başlangıçta piyango bir şans oyunu yahut havadan ve bedavadan para kazanmak ve bir çırpıda zengin olma hayalinin aracı olarak değil, ağır bir tempo ile devam etmiş olsa da, sosyal ve ekonomik kapsamlı ve yardım amaçlı bir uygulama olarak kendisine başvurulmuştur.

Bu nedenledir ki Osmanlı Devleti’nin mali açıdan içinde bulunduğu zafiyet kendisini bu tür vasıtalara müracaat etmeye mecbur kılmıştır. Piyango, yapımı yahut yapılması düşünülen şeylerin gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan nakdin elde edilmesinin aracı olarak görülmüştür.

Sultan Abdülhamid, piyango çekilişlerine ve bunun yaygınlaşmasına ve hele hele devlet eli ile yapılmasına menfi olarak yaklaşmıştır. Ancak o öyle düşünse de 1900’lü yıllarda Osmanlı Devleti piyango çekilişlerine sahne olmaktan azade kalamamıştır. İzmir Hamidiye Sanayi Mektebi yahut kız öğrenciler için yapılan Kandilli Mekteb-i Sultanisi piyango çekilişlerinden elde edilen gelirlerle inşa edilmiştir. Yine kaybedilen topraklardan Anadolu’ya göç eden binlerce, yüzbinlerce göçmenin iskânları için piyango, yapılacak harcamaların temel kaynaklarından biri olarak değerlendirilmiştir.

Uygulama olarak böyle bir vasıtaya müracaat olunmasına olumsuz olarak yaklaşması sebebiyle Sultan Abdülhamid piyango çekilişlerinin yapılmasına iktidarının son yıllarında geçici olmak şartıyla izin vermiştir. Ancak alınan bu geçici izin bir piyango nizamnâmesi oluşturulmasına mani olamamıştır. Piyango, kendisine devlet ve toplum nezdinde yer bulabilmiş ve sosyal ve ekonomik boyutlu çok sayıda çekilişler gerçekleştirilebilmiştir. Bu noktada Ziraat Bankası Piyangosu göçmenlerin iskânı amacıyla, Donanma Cemiyeti Piyangosu ise adından da anlaşılacağı üzere, Türk deniz gücünün kuvvetlendirilmesi maksadıyla icat ve tatbik edilen vasıtalar olmuştur.

Önceki zamanlarda piyangolar insana para kazandırmazdı. Kazanılan ikramiyenin bir eşya olarak ödenmesi gibi bir uygulama vardı. Bu tür piyangolara Eşya Piyangosu adı verilmiş olması da bundandı.

İkramiyesi nakit para olarak ödenen piyangolar, çok eskilerin değil, Cumhuriyet döneminin ürünüdür. 1926’da kurulan Türk Tayyare Cemiyeti Piyangosu bu türden çekilişlerin gerçekleştiği bir piyangoydu.

Fakirliğin devlet ve toplum nezdinde mevcudiyetini muhafaza etse de günümüzde piyango çekilişleri daha ziyade şans oyunları ve eğlence kültürünün bir parçası haline gelmiş gözükmektedir. Oysa ki Cumhuriyet’in ilk yıllarında piyango çekilişlerindeki amaç ile Osmanlı’daki amaç hemen hemen aynıdır: Devletin boş kalan kasasına mübrem ihtiyaçlar için para kazandırmak. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında piyango düzenleme salahiyeti sadece ve sadece Türk Tayyare Cemiyeti’ne mahsus kılındı.

Kurban derilerini toplama imtiyazı da Tayyare Cemiyeti’ne verildi.

Bugün herkesin neşredip istediği fiyattan satabildiği Atatürk’ün Nutuk adlı eserinin basılıp satılması yetkisi de sadece Tayyare Cemiyeti’ne ihsan edildi.

Atatürk büstlerinin yaptırılıp satılması da yine o dönemde tekel haline getirildi ve tasarrufu da yine adı sonradan Türk Hava Kurumu olarak değişecek olan Tayyare Cemiyeti’ne verildi.

Osmanlı döneminde sarraf dükkânları ve banka şubelerinde satışı yapılan piyango biletleri Cumhuriyet döneminde ise sadece piyango bileti satan (bayiler) vasıtasıyla halka arz edildi. Gazeteler her iki dönemin de piyango çekilişlerinin ilan ve reklam aracı oldular. O nedenle 1950’li ve 60’lı yıllarda piyango bilet ve çekilişleri, üzülen, hayıflanan, sevinen ve mütereddit kalan kimselerin hallerinin karikatürlere aksettirildiği yıllar oldu.

Yardıma ihtiyacı olanlara yardım edebilmek, kamuya daha fazla hizmette bulunmak, donanmayı güçlendirmek, “İstikbal göklerdedir” ifadesini sözde değil fiilen gerçekleştirmek amacıyla tayyareler satın alabilmek ve sair hedef ve düşüncelerin gerçekleştirilebilmesi vasıtası olan piyango milli olmayıp Batı’dan ithal ettiğimiz yabancı bir unsurdu. Ancak piyangoyu önce millileştirdik, sonrasında ise kurumsallaştırıp köklü bir surette içselleştirdik. Devlet ve millet olarak, kısmen şans ve eğlence vasıtamız, kısmen de ümit kapımız oldu. Ancak alınışındaki asıl amaç uzun zamandan beri ve büyük oranda unutuldu.

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir