300 KOYUN PROJESİ VE HANEDANIN DAMIZLIK HAYVANLARINA EL KONULMASI

300 Koyun Projesi Ve Hanedanın Damızlık Hayvanlarına El Konulması

Malum, Sayın Tarım Bakanı bir süre önce basını ve kamuyu yakından meşgul eden bir açıklamada bulundu.

Türkiye’deki hayvancılığı geliştirmek ve et problemini çözüme kavuşturmak üzere yeni bir projeyi uygulamaya koyacaklarından bahsetti.

Sayın Bakanın açıklamalarını duyunca Cumhuriyet’in ilk Ziraat Vekili (Tarım Bakanı) Mustafa Abdülhalik RENDA imzalı bir belgeyi hatırladım.

Belge mahiyeti itibariyle, hayvancılık konusu ve bu alanda yaşanan sıkıntıların sadece bugünün problemi olmadığını göstermesi, bugün yaşanılan sıkıntıların sebepleri ve köklerinin Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzandığını ifade etmesi ve nihayet ön gördüğü çözümün ilginçliği yönleriyle önemliydi.

Şöyle ki;

1924 yılı, hiç şüphesiz ki, Türk siyasi tarihi açısından bir devrin kapanışını ve yeni dönemin başlangıcını gerçekleştirmesi bakımından önemli hadiselere sahne olmuş bir zaman dilimidir.

1924’te sadece hilafetin kaldırılması ile yetinilmemiş, tüm Osmanlı Hanedan üyeleri ilga ile birlikte sınır dışı edilmişti. Oysa ki daha bir yıl öncesinde hanedana mensup bazı kimselerin izinsiz Avrupa’ya gittikleri ve diğerlerinin de gitmemesi için gerekli tedbirler alınması konusunda ilgililer sıkı sıkıya tembihlenmişti.

Hanedan üyelerinin sınır dışı edilmeleri sırasında bir dizi haksızlık ve hukuksuzluklar da olmamış değildi. İlgili kanunun ön gördüğü süre daha dolmadan örneğin, hepsi apar topar sınır dışı edilmişlerdi…

Bankada hesabı ve parası olanların bu birikimlerini çekmelerine müsaade edilmemiş, hesaplara bloke konmuş ve yıllarca da öyle kalmıştı…

Yine gayrimenkullerini bir yıl içerisinde satamayanların mallarının müsadere edilmesi de hanedan üyelerini mağdur eden bir başka menfi unsur olmuştu…

…Ve daha bir hayli yanlışlık ve haksızlıklar vuku bulmuştu.

Devletin 1924 yılında hanedana ait olmakla birlikte mülkiyetine el koyup müsadere ettiği hukuksuzluklardan biri diğeri de hanedan üyelerine ait bulunan hayvanların akıbeti ile alakalı olanıdır.

O tarihlerde Istabl-ı Âmire diye adlandırılan ahırlarda padişaha, hanedan ve yakın çevresine ait, başta atlar olmak üzere, muhtelif cinsten hayvanların bakım ve besisi yapılırdı.

Örneğin bugünkü Vodafon Park Stat bir zamanlar Dolmabahçe Sarayı müştemilatından olup Istabl-ı Âmire idi. Buraya daha sonraları Hayvan Hastalıkları Hastanesi yapılmışsa da imar planında yapılan değişiklik neticesinde stadyum alanına çevrilmiş ve Hastahanenin yıkılması kararlaştırılmıştı (1937).

Yine Yıldız Sarayı bahçesi içerisinde son derece değerli ve kıymetli cinsten hayvanların bulunduğu bir Istabl-ı Âmire mevcuttu.

Cumhuriyet yönetimi hanedan üyelerini 1924’te sürgün ederken onlardan geride kalan söz konusu ettiğimiz hayvanlarına el koymuş ve hepsini devletleştirmişti.

Hanedana ait olup devletleştirilen bu hayvanlar, tabii olarak, Maliye Bakanlığı demirbaş kayıtlarına ekstra kazanç olarak kaydedilmişti.

Bahis konusu hayvanlar, cins, kalite ve verimlilik vs. bakımlarından, sıradan ve adi birer hayvan olmadıklarından bunların damızlığa elverişli olanlarının Ziraat Bakanlığı tarafından satın alınarak korunmaları kararı alınmış, ziyan edilmemeleri hususuna sıkı sıkıya dikkat çekilmiştir.

Konuya dair 30.03.1924 tarihi ve Maliye Vekili – Mustafa Abdülhalik RENDA imzasıyla “Müdafaa-i Milliye Vekâleti Celilesine” başlığı ile yazılan bir yazıda özetle şöyle denilmekteydi:

“…Kaldırılan hilafete ve hanedana ait hayvanlardan damızlığa elverişli olanlarının Maliye Bakanlığı’ndan bedelleri karşılığında Ziraat Bakanlığı’na devredilmesine karar verilmiştir. Alınan bu karar İstanbul Defterdarlığı’na da bildirilmiştir.

“Hayvanların Ziraat Bakanlığı’na devredilmesinden sonra satın alınmayıp da geriye hayvan kalacak olursa ve bedellerinin Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ödenmesi de uygun bulunursa Defterdarlığa tebligatta bulunulması gerekecektir…

Bakanlığın 300 Koyun Projesi’ne gerek duymasına bakılacak olursa; hanedana ait hayvanlar, ikazlara rağmen, gereği gibi değerlendirilmemiş ve zayi edilmiş gözükmektedir.

Diğer bir ifade ile hanedan üyeleri kıymete değer bulunmayarak sınır dışı edilmişse de onlardan geriye kalan ve değerli görülerek damızlık olarak kullanılmasına karar verilen hayvanlar da, anlaşılan o ki, mülahaza edilen faydayı sağlayamamıştır.

Hayvan yetiştiriciliği konusunda, tarihi süreç dikkate alındığında, çok değil, az da değil, ama hemen hiç başarılı olamadığımız söylenebilir.

Mazinin en değerli gelir ve geçim kaynaklarından birisi olan hayvancılığın sürekli kan kaybettiği ve nihayet besiciliğin resmi devlet politikası haline getirildiği, ama bunun da nihai çözüm sağlamadığı aşikârdır.

Ankara Tiftik Keçileri… Ciddi ve tarihi bir zenginlik iken durumu ortada…

ABD, fî tarihte, Sultan Abdülaziz’den aldığı ikisi erkek onu dişi toplam 12 Tiftik Keçisini kısa sürede bir milyon küsur adede eriştirebilmiştir…

İngiltere, Sultan II. Abdülhamid döneminde, Abdülhamid vermek istememişse de, bir şekilde bizden tedarik ettiği aynı keçileri besleyip çoğaltarak iktisadi anlamda Osmanlı’ya ciddi darbeler vurduğu belgelerle sabittir…

Hayvancılığın en rahat yapılabileceği bir yurt, bir coğrafya olan Anadolu’da, hayvancılık maalesef artık tükenme noktasına gelmiştir.

İzlenen yanlış politikalar, çağdaşlaşma özentileri ve Batı taklidi işler hayvancılığı çıkmaza sokmuştur.

Bırakın besi hayvanlarını, 1910’da, masum ve mazlum, gemiler dolusu 80.000 sokak köpeği yanlış zihniyetteki insanlar tarafından acımasızca katledilerek, bütünüyle soysuzlaştırılmak istenmiştir…

Bugün sığır, koyun ve keçi maalesef bitme noktasındadır…

Anadolu’da artık at ve eşek kalmamış… Hepsi nostalji olmuştur…

Çözüm noktasındaki bütün tarihsel çabalara rağmen sonuç olumsuz olmuştur.

Örneğin;

Çift ve damızlığa elverişli hayvanların korunması ile ilgili kanun çıkarılmış (1922)…

İnek ihracı 6 ay süreyle yasaklanmış (1922)…

Hariçten memlekete ithal edilecek beygir, at, merkep, manda, koyun ve keçinin gümrük vergisinden muafiyeti benimsenmiş (1922)…

Adana ve çiftçilerine ziraat aletleri, tohumluk ve hayvanat (1922) dağıtılmış…

Halife ve Hanedana ait hayvanların damızlık olarak kullanılması kararı alınmış (1924)…

Hara için gerekli olan damızlık atların Macaristan’dan pazarlıkla satın alınması onaylanmış (1924)…

Göçmenlerin üretici hale getirilmesi için lüzumlu 150 öküzün satın alınmasına karar verilmiş (1924)…

Damızlık boğa ve inek satın almak için Macaristan’a gidecek 3 kişilik heyete diplomatik pasaport verilmiş (1925)…

Veba, keçi zatürreesi, ruam gibi hastalıklarından dolayı hayvanların telef olması önlenememiş (1926)…

Macaristan’dan 300 koç ile 272 koyun satın alınmış (1930)…

Memleket hayvanlarının ıslahı için Macar Jneral Hayni’nin yurda getirilmiş (1930)…

Macaristan ve Bulgaristan’dan at, inek ve boğalar satın alınmış (1931)…

Avrupa’dan merinos koç ve koyunlar getirilerek köylüye dağıtılmış (1931)…

Macaristan Hayvan Yetiştirme Kooperatifi’nden pazarlıkla 25 noniyüs aygır satın alınmış (1933)…

Kıbrıs’tan özel cins, damızlık eşekler getirilerek Anadolu’da eşek nüfusunu artırmak için uygulamalar yapılmış… Damızlık için İzmir ilince Kıbrıs’tan satın alınacak 25 eşek için döviz tahsis edilmiş (1935)…

İstanbul’da et fiyatlarının ucuzlatılması ve Trakya’dan İstanbul’a sevk edilecek canlı ve kesilmiş hayvan sevki fayda sağlamamış (1937)…

Urfa’dan artık gönderilecek kasaplık hayvan bulunmadığı bildirilmiş 1938…

Damızlık hayvanların ihracı yasaklanmış (1938)…

İstanbul için Bulgaristan’dan hayvan ithalatı çalışmaları yapılmış (1938)…

Et ve deri fiyatlarının yükselmesinden dolayı köylülerin hayvanlarını celeplere satmalarının ileride zarara yol açacağı bilinse de bir şey yapılamamış (1941)…

Memleketin çift, damızlık ve etlik hayvanlarının korunması bakımından erlerin günlük et ihtiyacının 100 grama indirilmesi dahi fayda vermemiş (1944)…

Erzurum Hayvan ve Hayvan Maddeleri Ticaret Bankası kurulmuş (1943)…

Hayvancılığın geliştirilmesi yolunda yaptığı faaliyetlerden ötürü İstanbul Valisi Lütfü Kırdar ödüllendirilmiş (1944)…

Cumhuriyet döneminde yapılan haralar, ahırlar ve hayvan hastalıkları ile mücadele merkezlerine rağmen problem bütünüyle çözülenememiş (1946)…

…..

İzlenen politikaların yanlış olduğu anlaşılınca mevcut hayvanların neslini artırmak ve ihtiyacı karşılamak üzere muhtelif zamanlarda daha bir hayli proje ihdas edilmiştir… Yakın tarihimiz bu cinsten proje örnekleri ile doludur ve müstakil ve ibretamiz bir kitap olmaya elverişlidir. Ancak maalesef hayvancılığı korumak ve geliştirmek yolunda bugüne değin tatbik edilen hiçbir projeden umulan ve beklenen memnun edici sonuç, maalesef ki maalesef, bugüne değin alınamamış gözükmektedir.

Dileriz proje başarılı olur, ancak yapılacak şey de bellidir; yakın tarihimizde izlemiş olduğumuz hayvan politikalarını bütünüyle gözden geçirmek ve sonra da bütün dünyada hayvan üretiminin nasıl yapıldığını inceleyerek kendimize özgü plan ve programlar geliştirmek…

Haa, Unutmadan; her gün bir köpeğin inanılmaz bir tarzda zulme maruz kalıp içler acısı trajedi yaşadığı bir ülkede hayvancılığı geliştirmek ne kadar mümkün olabilir ki!

Hayvanları, ellerimizle değilse de, kalbimizle sevmek ve saygı duymak eşref-i mahlûkat olmanın en temel gereği değil midir?

Hakkında Prof. Dr. Metin Hülagü

1962 tarihinde Ceyhan’ın Erenler Köyü’nde doğan Hülagü, ilkokulu Erenler Köyü ilkokulunda okudu. Ortaokulu 1976 yılında Ceyhan’da, Lise tahsilini ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. 1981-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesine devam etti. 1985-1987 Eğitim-Öğretim dönemlerinde Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde mastır yaptı. 1987 yılında Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü adına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlayan Hülagü, yine aynı enstitüye bağlı olarak İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Dr. Ali İhsan Gençer Bey’in danışmanlığında “Gazi Osman Paşa, Askeri ve Siyasi Hayatı” konulu doktora çalışmasına başladı.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir